AĞRI ÜZERİNE BİLİNEN YANLIŞLAR

Abone Ol

Ağrı, organizmanın zarar görmesini önlemeye yönelik önemli bir uyarı mekanizmasıdır. Sadece fiziksel bir duyum olmanın ötesinde, psikolojik ve sosyal boyutlarıyla da insan yaşamını derinden etkileyen karmaşık bir deneyimdir. Peki, biz ağrı hakkında ne kadar şey biliyoruz? Bildiklerimizin ne kadarı doğru?

Ağrının bilimsel tanımıyla başlarsak olaya; Uluslararası Ağrı Araştırmaları Derneği (IASP), ağrıyı şöyle tanımlar:
"Gerçek veya olası doku hasarıyla ilişkili veya ona benzeyen, hoş olmayan duyusal ve duygusal bir deneyim."

Bu tanımlamada en dikkat çeken kelimeler "olası", "duyusal" ve "duygusal" kelimeleridir.
"Olası" kelimesiyle kastedilen, aslında ağrının olması için mutlaka bir hasar olması gerekmediğidir.
"Duyusal" ve "duygusal" kelimeleriyle ise ağrının aslında öznel bir deneyim olduğu ifade ediliyor. Kişinin ruh hâli bile ağrıyı değiştirebiliyor.

Yani aslında ağrı, basit bir şekilde bir "neden-sonuç" ilişkisi değildir.

Ağrı konusunda çoğu zaman uzmanlar dahil iki tür hataya düşerler:

  1. Hata: Ağrının olması için mutlaka bir hasar olması gerektiği düşüncesidir. Aslında bu doğru değildir. Böyle olsaydı, neden çenesi kırılmış bir boksör maça ağrı hissetmeden devam edebiliyor?

  2. Hata: Ağrının sebebi fiziksel değilse mutlaka psikolojiktir yanılgısıdır. Burada, herhangi bir görüntüleme tekniğinde ağrının sebebi çıkmayınca kişiye "ağrın psikolojik" denir ve bu, kişiyi kısır bir döngünün içine alır. Kişi bir çözüme ulaşamayınca kendini mağdur hisseder.

Oysa bize göre her ağrı gerçektir ve aslında ağrı, özünde bir değişimin sinyalidir. Bize der ki: Bir şeyi değiştirmelisin. Bu, psikolojik durumun, fiziksel durumun ya da sosyal çevren olabilir.

Sevgiyle kalın.