Babalık: Sıfat mı,Psikososyal Bir İşlev mi?

Abone Ol

Babalık, toplumda çoğu zaman biyolojik ya da hukuki bir kazanım olarak ele alınır (Kağıtçıbaşı, 2010). Erkek çocuk sahibi olur ve baba sayılır. Oysa sosyoloji ve psikoloji literatürü, babalığın bir unvandan çok daha fazlası olduğunu; öğrenilen, inşa edilen ve sürdürülen bir ilişkisel işlev olduğunu ortaya koymaktadır.

Toplumsal Rol Olarak Babalık

Tarihsel olarak baba, ailenin otorite figürü ve geçim sağlayıcısı olarak konumlandırılmıştır. Duygusal bakımın anneliğe atfedilmesi, babalığı duygudan arındırılmış bir role indirgemiştir. Connell’in (1995) erkeklik çalışmaları ve Kağıtçıbaşı’nın (2010) kültürel aile modeli, babalığın güç, mesafe ve kontrolle ilişkilendirildiğini; duygusal yakınlığın ise ikincil görüldüğünü göstermektedir. Bu kültürel yapı, birçok erkeğin baba olmayı öğrenmeden baba olmasına neden olmuştur.

Toplum bize baba olmayı mı öğretti, yoksa yalnızca baba olmamızı mı bekledi?

Duygusal Olarak Yok Olan Baba

Psikolojik açıdan baba yokluğu yalnızca fiziksel ayrılık anlamına gelmez. Aynı evin içinde bulunup duygusal olarak erişilemeyen baba figürü, çocuk için belirsiz ve düzensiz bir bağlanma deneyimi yaratır. Bowlby’nin (1969) bağlanma kuramı ve Yavuzer’in (2019) çocuk gelişimi çalışmaları, çocuğun bakım verenlerle kurduğu ilişkinin, kendilik algısı ve ilişkisel örüntülerin temelini oluşturduğunu vurgular.

Araştırmalar, duygusal olarak erişilemeyen babaların çocuklarında kaygılı ya da kaçınmacı bağlanma örüntülerinin daha sık görüldüğünü ortaya koymaktadır (Ainsworth, 1989; Cüceloğlu, 2018; Mikulincer & Shaver, 2007). Bu durum yetişkinlikte yakın ilişkilerde mesafe, onay arayışı ve duygusal düzenleme güçlükleri olarak kendini gösterebilir.

Bir ebeveynin fiziksel varlığı mı daha belirleyicidir, yoksa duygusal erişilebilirliği mi?

Kuşaklar Arası Aktarım ve Öğrenilmiş Babalık

Babalık çoğu kültürde doğal bir yeterlilik gibi sunulur. Oysa ebeveynlik, büyük ölçüde kuşaklar arası aktarılan ilişki pratikleri üzerinden şekillenir (Lamb, 2010; Sunar & Fişek, 2005). Baba, çoğu zaman kendi çocukluğunda deneyimlediği ilişki biçimini yeniden üretir. Görmediğini vermek, psikolojik açıdan güçtür.

Bu nedenle baba olamama durumu, bireysel bir kusurdan ziyade, aktarılmış duygusal yoksunlukların sonucudur. Sosyolojik yapı değişmeden bireysel dönüşüm sınırlı kalır; ancak bireysel farkındalık olmadan da toplumsal dönüşüm mümkün değildir.

Ebeveynlik kader gibi devralınan bir miras mıdır, yoksa farkındalıkla dönüştürülebilen bir süreç mi?

Babalıkta Onarım Mümkün mü?

Bağlanma örüntüleri erken dönemde şekillense de sabit değildir. Araştırmalar, güvenli ilişkilerin sonraki yaşam dönemlerinde de kurulabildiğini göstermektedir (Grossmann et al., 2002; Dökmen, 2017). Ancak onarım, geçmişi silmek değil; eksikliği kabul etmekle başlar. Duygusal farkındalık, sorumluluk alma ve ilişkiye girme cesareti olmadan onarım mümkün değildir.

Sosyolojik açıdan bu süreç, erkekliğe atfedilen duygusuzluk normlarının sorgulanmasını gerektirir. Baba, yalnızca sınır koyan değil; gerektiğinde özür dileyebilen bir figür hâline gelebildiğinde ilişki yeniden şekillenebilir.

Bir baba değiştiğinde mi ilişki onarılır, yoksa çocuk artık onarıma ihtiyaç duymadığında mı?

Sonuç: Babalık Bir Ayna

Babalık, biyolojik bir gerçeklik olabilir; ancak psikolojik olarak her zaman bir seçimdir. Baba olamamak çoğu zaman kişisel bir eksiklikten ziyade, toplumsal bir aynadır. Öğretilmemiş bir rolün otomatik olarak devralınmasının sonucudur.

Bu yazı, babaları suçlamak için değil; babalığı yeniden düşünmek içindir. Çünkü anlamlandırılmayan baba deneyimi yalnızca geçmişte kalmaz; ilişkilerde, ebeveynlikte ve kendilik algısında yaşamaya devam eder.

Biz babalarımızı mı taşıyoruz, yoksa onlarla kuramadığımız ilişkiyi mi?

Ve bu yükü dönüştürmeye cesaret edecek miyiz?

Kaynakça (Seçme)

Uluslararası Kaynaklar

Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss: Vol. 1. Attachment.

Ainsworth, M. D. S. (1989).

Lamb, M. E. (2010).

Grossmann, K. Et al. (2002).

Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2007).

Connell, R. W. (1995).

Türkçe Kaynaklar

Kağıtçıbaşı, Ç. (2010).

Cüceloğlu, D. (2018).

Yavuzer, H. (2019).

Dökmen, Ü. (2017).

Sunar, D., & Fişek, G. (2005).