BARIŞ NASIL KOKARDI?
Bu topraklarda nesiller boyu süren çatışmalar, savaşlar, barut kokusu, her çağa göre güncellenen hava ve kara savunma ve saldırı araçları, zırhtan zırha giren, yedi yirmi dört hareket hâlinde olan ekipmanlar, her gün teknik donanımına göre orduların envanterine giren modern birlikler, sınır boylarında örülen devasa duvarlar, tel örgüler, mayınlar…
El âlem uzun yıllardır tıpta, sanayide yeni yeni icatlar bulurken; eğlence, tatil, spor gibi organizasyonlar yaparken biz, yedi ceddimize kadar hep savaş konuştuk, savaş gördük, çatışma, kargaşa, yıkım yaşadık.
İlk defa yurdun dört bir yanı bir yana, sınırların öte taraflarında da dağların zirvesinden en derin vadilerine kadar bir söz dolanıyor, herkesin ağzında BARIŞ diye bir söz belki de bu topraklarda tarihte ilk defa yüksek sesle telaffuz ediliyor. Hem de tüm taraflar tarafından, en milliyetçisinden en devrimcisine kadar tek sesle, aynı ritim ile.
Yalnız bir sorun var: Ne bizim, ne babalarımızın, ne atalarımızın tatmadığı, görmediği, koklamadığı bu barış nasıl bir şey? Elle tutuluyor mu, yenilip içiliyor mu, somut bir şey mi yoksa soyut mu? Rengi var mı, kokusu var mı? Bunu hiç birimiz bilmiyoruz.
Bunu hazmetmek çetrefilli bir süreç olacak. Bazı bünyelere ağır gelecek, bazı mideler hazmedemeyecek, bazılarımız da hiç görmediğimiz, tatmadığımız bu kutsal olguyu, yıllar yıllardır gurbette olan bir değerlimize kavuşmuşçasına sımsıkı sarılacağız.
İşte o zaman barışın kokusunu da iliklerimize kadar çekme şansımız olacak.
Çiçeği burnunda diyebileceğimiz Çerçeve Yasa, daha birçoğumuz tarafından genel hatları dışında içerik olarak çok az bilgi sahibi olduğumuz yeni sürecin başlangıç fişeği. Ülkenin dört bir yanında meyvesini vermeye başlıyor.
Kanlı bıçaklı diyebileceğimiz taraflar artık samimi bir şekilde selamlaşabiliyor, tokalaşıyor, hâl hatır soruyor.
Dediğimiz gibi, elbette bu sürecin de nihayete ermesi sabır ister, azim ister, güçlü irade ister. Elbette bugüne kadar kaostan, yıkımdan, kandan beslenen asalaklar, vampirlerin sabotajları olacak, tahrikleri olacak. Zira bu defa ağır aksak da olsa istikrarlı bir şekilde ilerleyen ve birkaç gün önce Meclis Genel Kurulunda ezici bir oy çoğunluğu ile kanunlaşan yeni süreç pratiği, tabiri caizse, bugüne kadar denenen çatışma, öldürme, yok etme pratiğinin tam zıddı bir yoğunlaşma yöntemi olduğu için zaman zaman tıkanmalar, gecikmeler ve afallamalar olacak.
Fakat resmî düzeydeki alışveriş ile eş zamanlı, tabanda doğal olarak gelişen bir ortaklaşma var ki bu sürecin en lezzetli meyvesi de budur.
En zıt fikirler, en uç şahsiyetler, heba olan kırk beş, elli yıllık zaman zarfı içinde yaşanan onca trajedileri belleğinden silmiş, ortak vatan fikriyatını iliklerine kadar benimsemiş ve bütün ideolojik yaklaşımlar bir kenara bırakılmış, aidiyet duygusu ortak ideoloji hâline gelmeye başlamış.
Bu çok değerlidir. Tarih boyunca kargaşanın, savaşların ana merkezi olan Ortadoğu coğrafyasında, sosyal hukuk devleti ilkesini benimsemiş olan Türkiye Cumhuriyeti’nde ancak mutlak barışın egemen olduğu, küskünlüklerin, kinin, nefretin olmadığı, seksen yedi buçuk milyonun tamamının tek ses, tek yürek olabildiği bir güçlü ülke olarak gerçek anlamda söz sahibi olabilir, okyanuslar ötesinden gelen istilacıların da entrikalarını boşa çıkarabiliriz.
Bu kutsal yolun ilk taşlarını döşeyen ve güzergâhı açan kim olursa olsun, o gerçek vatanseverdir, gerçek devrimcidir, gerçek Müslümandır.
Bu vesile ile toplumun hemen hemen tamamına sirayet eden bu huzur ve barış iklimini sağlayan Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Doktor Devlet Bahçeli ve Sayın Abdullah Öcalan’a şükranlarımızı, hayır dualarımızı arz etmek istiyorum.
Yaşasın mutlak barış, yaşasın Kürt-Türk!
Bijî Aşîtîya Mayînde, Bijî Tirk û Kûrd!