Müze Gazhane’nin avlusuna daha öğle saatlerinde insanlar dolmaya başlamıştı. Güneş sert vuruyordu. Çekilen bez brandalar gölge olmaya yetmiyordu. İnsanlar elleriyle yüzlerini kapatıyor, duvar diplerine çekiliyor, yere oturup bekliyordu. Ama kimsenin yüzünde şikâyet yoktu. Oraya gelenlerin çoğu bir etkinlik izlemekten çok, bir şairin yanında durmak için gelmişti.
Ahmet Telli’nin adı geçince insanların yüzünde oluşan duygu, edebiyat sevgisinin çok ötesindeydi. Yıllardır toplumcu şiirin içinde yürüyen, muhalif duruşundan geri adım atmayan bir şair için toplanmıştı herkes. Onun dizeleriyle büyüyenler, gençliğinde şiirlerini ezberleyenler, kitaplarını yıllarca çantasında taşıyanlar aynı alanda buluşmuştu.
Gün boyunca alanda Ahmet Telli’nin sesi dolaştı. Bir duvarda fotoğrafı vardı. Bir panoda yaşam öyküsü. Başka bir yerde şiirleri… Hoparlörlerden kendi sesi yükseliyordu zaman zaman. İnsanlar yürürken bir şairin hafızasının içinden geçiyordu sanki. Etkinlik için hazırlanan posterler, kitap ayraçları, özel dikim bez çantalar ve anahtarlıklar büyük ilgi gördü. İnsanlar onları bir hatıra gibi taşıdı gün boyunca. Bu ayrıntılar, organizasyonun ne kadar büyük bir emekle hazırlandığını hissettiriyordu. Çok etkinlik izledim, çok haber yaptım. Ama bir şair için bu kadar ince düşünülmüş, bu kadar özveriyle hazırlanmış başka bir güne rastladım mı, emin değilim.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Sanat ekibi gün boyu çay, kahve ve su desteğini sürdürdü. Kalabalığın yoğunluğu düşünüldüğünde bu küçük ayrıntılar insanların alanda daha uzun kalmasını sağladı.
Ve dikkat ettim! İnsanlar oraya bir şairi görmek yerine ona güç vermek için gelmişti. Çünkü mesele çoktan edebiyatın dışına taşmıştı. İnsanlar sevdikleri bir sesi hayatta tutmak ister gibi bakıyordu etrafa.
Günün içinde eksik kalan duygular da vardı. Ahmet Telli’nin şiirlerini yıllardır meydanlarda, sokaklarda, direniş alanlarında avazı çıktığı kadar söyleyen Grup Yorum’un anılması bu buluşmaya başka bir anlam katabilirdi. Çünkü Ahmet Telli’nin şiiri, halkın sesiyle, meydanlarla ve itirazın diliyle yıllardır yan yana yürüdü.
Bu kadar toplumcu bir şair için Kürt bir şairin ya da müzisyenin programda yer almaması da alanda konuşulan konular arasındaydı. Anneler Günü’ne denk gelen bu buluşmada Cumartesi Anneleri’nin anılmaması da insanların içinde sessiz bir boşluk bıraktı. Çünkü Ahmet Telli’nin şiiri, bu ülkenin kayıplarına, bekleyen annelerine ve acılarına yıllardır temas eden bir yerde durdu.
Akşam saatlerine doğru hava sertleşmeye başladı. Gündüzün yakıcı sıcağı yerini soğuk bir rüzgâra bıraktı. Yerde oturan insanlar saatlerce kalkmadan programı izledi. Üşüyenler oldu ama kimse alanı terk etmedi. İnsanlar Ahmet Telli’nin şiirlerinde, sahneye çıkan müzisyenlerin yorumlarında kalmaya devam etti.
Belki oturma düzeni daha iyi planlanabilirdi. Belki müzisyenlere tek eserlik kısa süreler yerine daha geniş alan açılabilirdi ama bütün eksiklerin arasında görünür olan güçlü bir şey vardı "samimiyet"...
Bu yüzden saatler boyunca ayakta kalan da oldu, yerde oturan da… Çünkü herkes aynı duygunun içindeydi.
"Bir şair hastalıkla mücadele ederken, onun kelimelerini yalnız bırakmamak"...
Gece ilerledikçe kalabalık dağılmadı. Şiirler okundu, şarkılar söylendi, alkışlar yükseldi. "Ahmet Telli orada yoktu ama herkes onun için oradaydı."