BİR TÜRK SEVDİM, GÜLÜŞLERİ AMEDSPOR; BİR KÜRT SEVDİM, GÖZLERİ FENERBAHÇE…

Abone Ol

Sevgilim,
herkes galibiyete sevinebilir;
ama ben seninle mağlubiyete de varım…
Galibiyetten yana değilim ben,
aşkından yanayım…

Ve bak! Çok dilli bir sevişme yaşanacak az sonra ; bütün sokaklarda ve
ömrümün en uzun kavgasında,
barışın en inatçı yerinde…


Ben bir Kürt sevdim, o da beni çok sevdi…
Sonra bir Türk sevdim, tadından geçilmez oldu hayat…
İkisi bir aradaydı…
Güzellik vardı her sarı-lacivert alanda,
bahar esiyordu her sahada…
Ve bizi düşman yapmak isteyenlere inat,
omuz omuza direndiler faşizme karşı;
insanlık için, aşk için, güzellik için…

Bir futbol maçında en çok seni sevdim
ve gözlerinde gördüm aşk holiganlığını…
Ömrüm yetseydi,
tribün tribün, şehir şehir
hepsini sana adayacaktım, ölümüne…
Anlamadılar…
Aşkın bu kadar cesur olabileceğini,
bir ülkeyi yaralamadan sevebileceğimi
bir Amedspor – Fenerbahçe maçında öğrendim;
Mustafa Denizli’yle, Lorant’la omuz omuza,
2–1, 2–1 kovulurken…Anlamadılar, ihanet ettiler…

Gözlerin vardı,
kadına şiddete hayır diyordu inadına
ve rüzgâra karşı direniyordu…
Sadece tribüne değil,
hayata karşı da…

Yüreğim ve sözlerin ölümcüldü;
sporda şiddete hayırların içinde geziyordu,
çölleşen saçlarının kardeş rüzgârında…
Bir umut gibi dolaşıyordu içimde,
yenilgiden değil, insandan yana…

Sevgilim,
herkes galibiyete sevinebilir;
ama ben seninle mağlubiyete de varım…
Galibiyetten yana değilim ben;
Senden yanayım, aşkından yanayım…

Bir de bir ses yükseliyordu
altı parmaklı bir şefin yönetiminde,
binlerce kalbin aynı ritminde,
halkların kardeşliği adına…

Sonra bir ses bölüyordu geceyi:
ez ji te hez dikim diyordu
ve ülke de bölünmüyordu üstelik…
Tam tersine,
biraz daha iyileşiyordu…

Ve halkların sevgililiği yürürlüğe giriyordu
bütün yasalarda,
bütün sokaklarda,
bütün tribünlerde…
Üstelik çok dilli bir sevişme yaşanıyordu
ömrümün en uzun kavgasında,
barışın en inatçı yerinde…

Mühür vuruldu gözlere bir kere,
senden vazgeçemem…
Bu sevda,
kırmızı kartla da, yasakla da,
sürgün tribünlerle de bitmez…

Sen benim ömrümün Amedspor’uydun,
feneriydin her sarı kırmızı gecede,
uykum bölünürken sevdan ile…

Sen ömrümün en unutulmaz aşkıydın,
bir mecburiyet vadesinde,
Batman Petrol ile donanmış caddelerde,
yüreğimin en kalabalık yalnızlığında…

Gel, bir şeylerimizi değil,
çok şeylerimizi
takas edelim seninle…
Gel, bırakalım elimizdeki silahları…
Ya da her şeyimizi takas edelim mesela;
elimizdeki taşları çiçeklerle,
gülüşlerimizi gamzelerinle,
gözyaşlarımızı mutlulukla,
mavi gözlerimizi kara kaşlarınla mesela…

Hem bak,
ay az önce takasa durdu güneşle…
Gökyüzü bile barıştan yana…


Seni sevmeyen her tribüne
nefretle bakarım
ve şiddetle yasaklarım gözlerini…
Üstüne de
Batman Petrolspor’a yapılan saldırıyı
şiddetle ve esefle kınarım
gecenin kapalı kasa hecelerinde…

Bu çirkinliğe sessiz kalan herkesi
vicdana, sağduyuya ve insanlığa davet ederim sonra da…

Spor tek başına spor değildir.
Evet, doğru…

Lakin anlamadığınız şu:
Sporu faşizme değil, insanlığa;
iyiliğe, güzelliğe ve baharlara hizmet ettirin.

Yoksa çok yakında,
önünü alamayacağımız bir ırkçılık ve faşizm dalgasında
hep birlikte boğulacağız.

Yapmayın, etmeyin beyler…
Spor; alçaklığın, çirkinliğin, küfrün ve saldırının yeri değildir.
Spor; aklın, zekânın, emeğin,
çevikliğin ve ahlaklı olmanın yeridir.

Tribünleri kinle değil, umutla doldurun.
Renkleri düşmanlığa değil, kardeşliğe boyayın.
Çünkü spor, insanı insana düşürmek için değil,
insanı insana yaklaştırmak için vardır.

Tribün demek, sen demek sevgilim;
taraftar demek, aşk demek…
Aşk ile, sevda ile dolmalı bütün tribünler…Rengarenk…

Tribünler aklın, sevdanın ve düşlerin yuvası olmalı;
ve ben her yerde seni yeniden, yeniden
hoş geldinlerle sevmeliyim gülüşlerinden…

DİKKAT:
Amedspor’a daha dün yapılan saldırılar yüreğimizi yakarken,
az önce de Batman Petrolspor’a yapılan saldırı gerçekten mide bulandırıcı.
Üstelik özellikle deplasmanlarda tekrarlanan ve artık sistematik hâle getirilen bu saldırılar,
vicdanlarımızı yok etmeye dönük açık ve tehlikeli provokatif oyunlardır.