Bu Toprağın Kalbi: Gururla, Umutla ve Dimdik Ayakta

Abone Ol

Herkesin bir yerlere yetişmeye çalıştığı, her şeyin hızla tükendiği bu dünyada, bazı
coğrafyalar vardır ki orada duruşunuz, kimliğiniz ve sabrınız sizin en büyük imtihanınızdır.
Zamanın akıp gittiği, haritaların o en uç, en heybetli köşelerinde yaşamak; sadece bir
coğrafya kaderi değil, aynı zamanda asil bir duruşun hikayesidir. Bilgelerin çözemediği o
zaman kavramı, buralarda sabahın erken saatlerinde ekmeğinin peşine düşen insanın
alnındaki çizgilerde, o soğuk ayaza meydan okuyan bakışlarda saklıdır.
Süslü kelimelere, yapay felsefelere ya da parıltılı dünyaların arkasına saklanmaya hiç
ihtiyacımız yok. Çünkü bizim hayatımızın gerçeği, en derin aforizmalardan çok daha güçlü ve
mağrurdur. Ben bu toprakların bir evladı, bu sokakların sesi olarak, acıyı da neşeyi de,
bolluğu da yokluğu da en yalın haliyle yaşayanların hikayesini yazıyorum. O heybetli
dağların gölgesinde büyüyenlerin yüreği de o dağlar kadar dik, o dağlar kadar sarsılmazdır.
Biz, o zorlu yolları yürürken yorulmayı değil, her düşüşte birbirimize tutunarak yeniden ayağa
kalkmayı öğrendik.
Kelimelerin kökenine, tarihin derinliklerine baksanız da göreceğiniz tek şey bu insanların
emeği ve asaletidir. Herkesin görmezden gelip geçebileceği o sessiz çığlıkları, unutulmuş
hikayeleri, ben kendi yaşanmışlıklarımla, kalbimin süzgeciyle nakış gibi işliyorum kağıda.
mürekkebime bu toprağın kokusunu katarak yürüyorum bu yolda. Yanı başımdaki insanların
gözlerindeki o parıltı, bana ait olduğum yeri ve bu halkın sesini dünyaya duyurmanın ne
kadar kutsal bir sorumluluk olduğunu her an hatırlatıyor.
İşte tam da bu sorumlulukla; doğallığıyla büyüleyen, havasını bir kez soluyanın bir daha
kopamadığı Gever'in, o saklı cennet Yüksekova'nın sesine ses olmak gerekiyor. Çünkü bu
asil duruşun ardında, bugün hâlâ giderilmeyen derin eksiklikler, halının altına süpürülen
sorunlar saklı. Bizim memleketimiz öylece "idare edilecek" değil, hak ettiği değerle "ihya
edilecek" bir yerdir. Yönetenler ve yetkililer artık bu suskunluğun gölgesinden çıkmalı, bu
coğrafyanın potansiyelini gündeme taşıyarak eksikleri birer birer gidermelidir. Halk
memleketine, iradesine ve kültürüne sahip çıkarken, sorumluluk sahipleri de el vermeli bu
halka; karanlıklar gitmeli ve o beklenen meşale artık yakılmalıdır.
Bu yüzden yazdığım ve yaşadığım her cümle, bu topraklara duyduğumuz o sonsuz sevginin,
o erimeyen duygunun ve sarsılmaz gururun birer nişanesidir. Bizler, geçmişin mirasını
omuzlarımızda taşırken, geleceğe de en duru, en gür sesimizle umut fısıldıyoruz. Dünyanın
tüm karmaşasına inat; emeğiyle, kültürüyle ve o asil duruşuyla dimdik ayakta duran bu
insanların hikayesi, alkışların en büyüğünü de gururun en yücesini de sonuna kadar hak
ediyor. Memleketimizin her eksiği giderilene, her sorunu çözülene dek burada olmaya,
konuşmaya ve bu asil hikayeyi yazmaya devam edecegiz.