CEHALETİN KRALLIĞI

Abone Ol

Bir şehri yönetmek, bir orkestrayı yönetmek gibidir. Her enstrüman; notasına, zamanına ve ustalığına göre çalınmalıdır. Müzikten anlamayan şef, eline geçirdiği her çalgıya bilgisizce vurur. Böyle bir cehalet şefinin yönetiminde orkestra, sanatını kaybeder. Dinleyenler kaçar. Geriye ritmi olmayan, anlamı olmayan, adına 'müzik' denemeyecek bir kaos kalır. İşte Yüksekova, bu kakofoninin tam ortasında boğuluyor.

Liyakatsizliğin Ürettiği Yapısal Çöküş

Liyakatsiz yönetici, sorunu görmez. Görse bile, çözmek için gereken beyin fırtınasını yapacak sinapsları yoktur. Yüksekova’da bir altyapı sorunu mu var? O sorunun kaynağına inmez. Suçluyu “önceki dönem”de arar. Bir yol bir yağmurda çöküyor mu? Onun çözümü, bir altyapı ihalesi değil, bir çiçek ekerken çekilen fotoğraftır. İhaleler liyakatsizlere verilir, yollar bir yağmurda çöker, hastaneler ilaçsız kalır, okul binası kaymakamlığa tahsis edilir.

Her “çözüm” dediği şey, aslında daha büyük bir felaketin başlangıcıdır. Planlama yok, vizyon yok. Sadece günü kurtarmaya yönelik; geçici, zayıf ve çoğu zaman yolsuzluğa bulaşmış hamleler var.

Sınırda Duran, Yerinde Sayan Ekonomi

Tarih boyunca ticaret yollarının kalbi olan bu coğrafyada, bugün enformel bir durgunluk hüküm sürüyor. Sınır var ama hareket yok. Kapı var ama işlev zayıf. Neden? Çünkü liyakatsiz yönetici, sınır kapısını bir ekonomik canlandırma aracı olarak değil, kendi küçük iktidarının vitrini olarak görür.

Havalimanı kapalı, otogar yok, yol kenarında “indi bindi” yapılıyor. Üniversite yıllardır “geliyor” denilen bir hikâye… Bunların hiçbiri doğal afet değildir. Bunların hepsi, işinin ehli olmayan, atanma biçimiyle, seçimiyle, duruşuyla rezil olan bir ekibin yapısal ihmalinin ürünleridir.

Hizmet Yerine Gösteriş Siyaseti

Bu şehirde eksik olmayan tek şey, ne yazık ki gösterişin nobranlığıdır. Açılışlarda kurdele kesmekte üstüne yoktur bu zihniyetin. Düğünlerde serçopi çekmekte, mendil sallamakta rakip tanımazlar.

Yüksekova’nın en derin yarası belki de şudur: Halkın sesi, karar mekanizmalarına çarpıp geri döner. “İlişkiler bozulur” korkusu, “söz söylersem dışlanırım” endişesi, şehrin ciğerlerine çöreklenmiş zehirli bir dumandır. Oysa tarihte liyakatsiz yönetimlerin ortak özelliği, korkuyla yönetmeleridir. Çünkü liyakat sahibi bir lider, eleştiriyi besin olarak görür. Liyakatsiz olansa her eleştiriyi bir saldırı zanneder.

Halkı Yok Sayan Siyasetin Bedeli

Yüksekova’nın yıllardır çözülemeyen sorunlarının arkasında, halkın iradesini ve beklentilerini görmeyen bir siyaset anlayışı yatmaktadır. Kendilerini oyların doğal sahibi gören bazı çevreler, halkın ne istediğini dinlemek yerine kendi tercihlerini dayatmayı yeterli görmüş; liyakati, bilgiyi ve ehliyeti değil, sadakati ve dar hesapları öncelemiştir. Bu anlayışın sonucu olarak, şehrin potansiyelini ileriye taşıyacak kadrolar yerine en vasat isimler öne çıkarılmış, halkın talepleri ve tercihleri görmezden gelinmiştir. Ancak hiçbir toplum sonsuza kadar yok sayılmayı kabul etmez.

Kurtuluşun Anahtarı: Liyakat ve Halk İradesi

Yüksekova’nın geleceği; halkın oyunu peşinen garanti görenlerin değil, halkın sesine kulak verenlerin, liyakati esas alanların ve hesap verebilir bir yönetim anlayışını savunanların ellerinde şekillenmelidir. Çünkü bir şehrin kaderi, birkaç kişinin tercihiyle değil; bilinçli, sorgulayan ve hakkını talep eden bir halkın iradesiyle değişir.