Bu şehirde, raflardaki fiyatlar geceden sabaha artarken, o raflara ulaşmaya çalışan halk her gün biraz daha yoksullaşır. Tezgâhın arkasında saatler uzar, ücretler küçülür. İnsan emeği sessizce değersizleştirilir. Ve bütün bunlar, tek bir boşluktan beslenir: Hiç olmayan, hiç yapılmayan denetimden. Çünkü denetlenmeyen fiyat fahişleşir. Korunmayan emek sömürülür. Görülmeyen haksızlık kök salar.
Kendi Kendini Tüketen Düzen
Tezgâhın önünde halk her geçen gün biraz daha fakirliğe mahkûm edilirken, arkasında sesi bastırılmış insanlar çalışıyor. Yüksekova’nın yerel esnafı, yıllardır kendi eliyle kendi boğazını sıkıyor. Nedir bu yaptığı? Halka fahiş fiyat. İşçisine asgari ücretin çok altında maaş. Günde 12 saat, 14 saat çalıştırma. Sigortasız. Sormaya kalktığında cevap hazır: "Beğenmezsen kapı orada."
Vicdanın Fiyat Listesi
Şu Yüksekova’nın dar sokaklarında, raf fiyatları öyle bir boyut kazanmış ki, bir avuç nohut ile bir çuval vicdan aynı faturaya sıkıştırılmış. Yerel esnaf denilen zümre, aslında kendi hançerini kendi ciğerine saplıyor. Zira halkını fakirleştiren esnaf, yarın tezgâhını kapatmaya mahkûmdur. Ama bunu idrakten o kadar uzak ki, günübirlik yüksek kazancın sarhoşluğuyla metasını firavunlaştırıyor.
Denetim Nerede?
Peki ya adı “denetim” olan o devasa mekanizma ne yapıyor? Aslında herkesin bildiği ama kimsenin söylemek istemediği gerçeği yapıyor: Hiçbir Şey. SGK, sigortasız çalıştırılan işçileri biliyor. Bordrolardaki eksikleri görüyor; ama sahaya inmiyor. Oysa görevi tam da bu: Her işyerini tek tek denetlemek, gizli incelemeler yapmak, tespit ettiği her ihlali cezayla karşılamak.
Zabıta, fahiş fiyatların hangi raflarda nasıl şiştiğini biliyor. Ama rutin denetim yapmak, gizli müşteri gibi girip gerçeği ortaya çıkarmak, her ihlalde caydırıcı cezalar kesmek yerine çoğu zaman ya bekliyor ya da göstermelik uyarılarla yetiniyor. Belediye ise ruhsat verirken kapıyı açıyor; fakat içerideki düzeni görmezden geliyor. İnsanlık dışı çalışma saatlerini, kayıt dışı emeği, tükenen hayatları sorgulamıyor. Ve bütün bu yapılmayanlar birleştiğinde, ortaya bir eksiklik değil; büyüyen, kök salan ve herkesi içine çeken bilinçli bir kaos çıkıyor.
Sessizliğin Odası
En çok konuşması gereken Esnaf ve Sanatkârlar Odası susuyor. Adında “sanatkâr” geçen bir kurumun, emeğin bu kadar hoyratça harcanmasına göz yumması… Bu, sadece bir ihmal değil; bu, bilinçli bir tercihtir! Ah o Esnaf Odası ki, üyelerinin hak gaspını kutsal bir dokunulmazlık sayıyor. Oda temsilcileri, “oy kaybetmeme” uğruna, üyenin halkını sömürmesine seyirci kalıyor.
Düşman Market Dost Esnaf!
Ve sonra dönüp bir düşman yaratılıyor: “Üç harfli marketler…” Oysa acı olan şu: Halkın gözünde şeytanlaştırılanlar bile, bazen bu şehirdeki yerel vicdansızlıktan daha insaflı çıkıyor. Aynı sokakların bir köşesinde o ‘düşman’ dedikleri zincir marketler (sayısız yanlışları olmakla beraber), işçisine sigortayı eksiksiz yatırıyor. Maaşını harfiyen ödüyor. Raf fiyatını vicdanıyla tartıyor. Yani düşman dediğin, dost bildiğinden daha âdil, daha insaflı, daha ‘insan’ çıkıyor.
Hiçbir toplum, kendi insanını yoksullaştırarak ayakta kalamaz. Hiçbir kazanç, emeğin üzerine basarak büyüyemez. Ve bugün susarak ayakta kalanlar, yarın o sessizliğin altında kalacak. Çünkü denetimsizlikle büyüyen her haksızlık, sadece mağdur yaratmaz; aynı zamanda kendi sonunu da inşa eder.