Bu topraklarda “eğitim” diye pazarlanan şey, başından itibaren hatalı dizayn edilmiş, çürük temeller üzerine inşa edilmiş, adına “müfredat” denilen bir kabusun fermanıdır.
Sistem, Aile ve Şiddetin Kültürel Anatomisi
Maraş’ta ve Urfa’da yaşananlar, bir öğrencinin silah ya da bıçakla okula gelip şiddet üretmesi; tek bir kırılma anının değil, sistemin, ailenin ve kültürel iklimin birlikte ördüğü uzun bir sürecin sonucudur. Eğitim, çocuğu sadece ölçüp sıralayan duygusunu, öfkesini ve aidiyet ihtiyacını görmeyen bir düzene dönüştüğünde, içte biriken gerilim için sağlıklı kanallar açılmaz. Evde iletişimin yerini baskı ya da ilgisizlik aldığında, okulda öğretmen yalnız bırakılıp rehberlik işlevsizleştiğinde, çocuk kendini anlatacak dili kaybeder. Üstüne bir de şiddeti güç, intikamı çözüm gibi sunan dizi ve içerikler gündelik hayatta normalize oldukça genç zihin, çatışmayı konuşarak değil, güç gösterisiyle çözmeyi öğrenir. Güvenliğin zayıf, denetimin yetersiz olduğu ortamlarda bu öğrenme, araç bulduğunda eyleme dönüşür. Böylece talebe bir anda “katile dönüşmez” her ihmal, her duyarsızlık ve her yanlış model onu adım adım o eşiğe iter. Ortaya çıkan sonuç, bireysel bir sapma gibi görünse de gerçekte insanı merkeze almayan eğitim anlayışının, ailedeki kopuşun ve şiddeti sıradanlaştıran kültürel akışın ortak ürünüdür.
Bir Eğitim Destanının Son Perdesi
“Okullara turnike koyalım, x-ray cihazları yerleştirelim, polis-bekçi dikelim...Ne kadar naif, ne kadar zavallı bir çözüm arayışı Sanki şiddet, bir cihazın önünde duracak kadar kibar. Sanki nefret, bir dedektörden geçerken kimliğini ibraz edecek kadar uslu. Turnikeler, bir ruhu teslim alamaz. Polis, bir çocuğun içindeki öfkeyi ikna edemez. X-ray, bir öğretmenin gözlerindeki korkuyu tespit edemez. En gelişmiş kamera, en karanlık niyeti asla yakalayamaz. Ve hiçbir dedektör, değersizliği tarayamaz. Asıl güvenlik, aidiyetle başlar. Bu okul benim okulum, bu bahçe benim bahçem, bu duvarlar beni koruyor hissi, en gelişmiş silah tespit sisteminden daha etkilidir. Ama biz, aidiyeti değil, otoriteyi kutsadık. Ve otorite, güvenlik getirmez; sadece korku getirir. Korku ise, eninde sonunda silahla konuşur.
Ezberci Sistem: Düşünmeyen Nesiller Üretmek
Modern eğitim sistemleri hâlâ bilgi aktarmayı, düşünce üretmenin önüne koyuyor. Ezberleyen ama anlamayan, tekrar eden ama sorgulamayan bireyler yetiştiriliyor. Sanayi Devrimi’nin “artık işçi” ihtiyacı için tasarlanan bu model, çocukları sorgulayan bireyler değil, itaat eden üniteler olarak yetiştirmek üzere kurgulandı. Adına “eğitim” dendi, özünde ise bir disiplin fabrikasıydı. Bugün yaşanan her kriz, aslında bu temel kusurun doğal sonucudur.
Öğretmenin Değersizleştirilmesi
Öğretmen, toplumun en çok konuştuğu; ama en az anladığı figür haline geldi. Maaşı ay sonunu zor getiriyor, özlük hakları yok denecek kadar az, toplumsal statüsü her geçen gün eriyor. Motivasyonu kırılmış, güvencesiz ve yalnız bırakılmış bir öğretmenin, ilham veren bir eğitim sunması bekleniyor. Bu, sistemin en büyük çelişkilerinden biridir. En acısı: Bir öğretmen, sınıfa girdiğinde “Bugün hangi çocuğun velisi bana bağıracak?” veya “Koridorda bıçakla dolaşan var mı?” diye düşünüyorsa, o sınıfta eğitim zaten ölmüş demektir. Eğitim, insan yetiştirme sanatıdır. Ve sanat, korkuyla icra edilemez.
Eğitim Sisteminin İtirafı
Maraş ve Urfa’da düşenler, aslında yıllar önce çürümüş bir sistemin artık dayanamayan son kurbanlarıdır. Ve eğer hâlâ aynı sistemle devam ediyorsak, yarın bir başka şehirde, bir başka okulda, bir başka çocuğun elinde bir başka bıçak parlayacak demektir. Çünkü şiddet, görmezden gelindiği yerde büyür; sevgi ve ilgiyle sarılmadığı yerde silaha dönüşür. Bizim eğitim sistemimiz ise tam da bu yüzden, bir şiddet fabrikasıdır. Ve ne yazık ki, üretim hızla devam ediyor.