GENÇLER ÖLÜYOR, HERKES SUSUYOR

Abone Ol

Bir bahar sabahı açan çiçeğin akşama solması gibi, üç ay önce toprağa verdiğimiz bir gencin ardından dün bir başkasını daha uğurladık. Ne taziyeler bu acıyı dindirmeye yetti, ne gözyaşları o kuyuyu doldurmaya. Peki ya kuyunun dibinde yatan asıl canavar nedir? İşsizlik mi, yoksulluk mu, aile baskısı mı, yoksa yetkililerin kayıtsızlığı mı?

Örümcek Ağındaki Kelebekler
18 Şubat 2026, Yüksekova Güngör Mahallesi… Yirmi üç yaşında F.G. isimli genç bir adam, yol kenarında duruyor. Elinde bir silah var. Birkaç saniye içinde tetiği çekiyor. Başından vuruluyor. Birkaç gün sonra, Yüksekova’da 21 yaşında bir kız… Helin S. İsmi, ışığı çağrıştırıyor. Ama o ışık, evinin çatı katında söndü. Kendini astı. Aynı günlerde, Hakkari merkez Kamışlı köyünde… Cihat A, 29 yaşında. Silahla intihar etti. Kısa zaman içinde Melek M., Harun D., Savaş K., Ömer D. ve adını burada tek tek sayamadığımız birçok gencimizi toprağa verdik. Her biri geride tarifsiz acılar ve cevapsız sorular bıraktı.

Bir şehrin gençleri neden ölüme koşar? Bu sorunun cevabını tek bir cümleye sığdıramazsınız. Çünkü bu, bir örümcek ağı gibidir: Her ip, diğerine bağlanır ve ağ büyüdükçe büyür.

Ekonomik Uçurum — Diploma Alıp Umutsuzlukla Uyanmak
Yüksekova’da işsizlik oranı, Türkiye ortalamasının çok üzerinde. Gençler üniversite bitiriyor, ama diploma aldıkları gün ellerinde bir kâğıttan başka bir şey olmuyor. Ne iş var, ne umut. Bu gençler, sabah kalktıklarında aynanın karşısında kendilerine soruyor: “Bugün ne yapacağım?” Ve cevap yok. Çünkü para yok, iş yok, gelecek yok.

İşsizliğin İntihara Dönüşen Matematiği
İntihara sürüklenenlerin çoğu, tam da bu ekonomik çıkmazın ortasında kalıyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki işsizlik oranındaki %1’lik artış, intiharları %4 oranında yükseltiyor. Yani her yeni işsiz genç, bir sonraki intiharın adayı demektir. Ve bu tablo, Yüksekova’da her gün yeniden çiziliyor.

Namus Kafesindeki Rüzgâr — Kadın Olmanın Ağır Bedeli
Bu topraklarda kadın olmak, başlı başına bir mücadeledir. Ama genç kız olmak, bunun da ötesinde bir yüktür. Aileler, kız çocukları üzerinde “namus” kılıfıyla bir baskı kurar. “Ne giyeceksin?”, “Nereye gideceksin?”, “Kiminle konuşacaksın?” Bu sorular, bir genç kızın her nefesine işlenir. Ve en kötüsü, bu baskı sadece evde değil, sokakta, okulda, mahallede de devam eder. Yüksekova’da bir genç kız, özgür olmak istediğinde iki seçeneği vardır: Ya toplumun dayattığı kalıplara girer, ya da bu kalıplardan kurtulmak için ölümü seçer.

Kaçışın İntiharla Buluşması
Yüksekova’da madde bağımlılığı oranı giderek artıyor. Uyuşturucu ve alkol, gençleri sadece fiziksel değil, ruhsal olarak da çökertiyor. Ancak bu gençlere yönelik tedavi merkezleri ya yok ya da yetersiz. Uyuşturucu, bir kaçış yolu olarak görülüyor. Ama o kaçış, çoğu zaman intiharla sonlanıyor.

Toplumsal Seferberlik: Umudun Yeşereceği Toprakları Hazırlamak
Hemen, şimdi bir kriz toplantısı yapılmalı. Bu toplantıda Valilik, Kaymakamlık, Belediye, Milli Eğitim, Sağlık Müdürlüğü, Baro, STK’lar ve siyasi partiler bir araya gelmeli. Amaç, “konuşmak” değil, eylem planı çıkarmak olmalı. Bölgeye yatırım çekilmeli, gençlere iş olanakları sunulmalı. Okullarda psikolojik danışmanlık saatleri artırılmalı, ailelere yönelik bilinçlendirme seminerleri düzenlenmeli, "namus" ve "aile şerefi" gibi kalıpların genç kızlar üzerindeki boğucu etkisi, eğitimle ve toplumsal farkındalık kampanyalarıyla kırılmalıdır.

Fabrikalar, iş atölyeleri, gençlik merkezleri kurulmalı. Çünkü umut, ekonomik güvenceyle başlar. Bir tek gencin bile hayata tutunması, bir şehrin kaderini değiştirebilir. Eğer bugün susmaz, görmezden gelmez ve birlikte harekete geçersek; yarın bu sokaklarda ölümün sessizliği değil, yeniden doğan hayatın sesi yankılanır. Çünkü her karanlığın içinde, yeter ki arayalım, mutlaka bir ışık vardır.