GENELDEN YERELE ADIM ADIM TÜKENİŞE

Abone Ol

Bir kaç önceki yazımda değindiğim bir cümle vardı. Dünya tarihine insanoğlunun tespitli olarak ulaşabildiği, Göbeklitepe’de çıkan kalıntılar ile beraber maksimal seviye on iki ila on beş bin yıl öncesine dayanır.

Ondan önceki tarih ise tamamen yorum ve tahminler ile analiz edilir. Mesela Homo sapiens, yani günümüz insan ırkına dair tahminler yetmiş beş ila yüz bin yıl öncesini işaret eder; fakat ondan öncesine ait diğer insan ırkları olan Neandertaller, Desinova ve Erektuslar için sağlıklı bir tahmin yürütmek yüzdelik bazda oldukça düşük bir oran ile hesap edilir.

Bilimin bütün dalları ile ortaklaştığı önemli jeolojik, sosyolojik ve sismolojik olay ve gelişmelerin yeri ve genel olarak zamanını tahmin etme noktasıdır.

Gezegenimizin tamamına etki eden iklimsel bir olayda bir anda bir çağ değişti, her taraf buzlarla çevrildi. Bilim buna Buzul Çağı dedi. İnsanoğlu avcı-toplayıcı yaşamdan yerleşik yaşama geçti, ateşi, demiri buldu, çeşitli alet edevat kullanmaya başladı. Adına Tunç Devri dediler. Bu şekilde süregelen döngüde Homo sapiensin üstün ırk olma özelliği, aklını kullanmaya başlaması ile sosyal yaşama geçildi. İnsanoğlu dışında kalan diğer canlılar sadece insanoğluna yiyecek, hizmet ve savunma ihtiyaçları için kullanılmaya başlandı.

Tarih boyunca çağlar değişti; Buzul Çağı, Tunç Devri, Yeni Çağ, Yakın Çağ vs. Her çağın değişmesi için aradan oldukça uzun zaman geçer ve tüm dünyayı etkileyen büyük olaylar neticesinde bu değişim gerçekleşirdi.

Evrenin uzak noktalarına kadar hükmetmeye başlayan insanoğlu, sanki onlarca, yüzlerce yıl öncesinden, iki binli yılların başından itibaren yeni bir yaşam modeli tasarlamış. Bu tasarımda başrollerden yan rollere, figüranına kadar belirlenmiş; orta ve alt sınıfa dayatılmış.

Bir anda biri, bir halk kahramanı edası ile çıkar ortaya. Tarih boyunca her dönemde zulme, baskıya ve haksızlıklara karşı bir kurtarıcı bekleyen orta sınıf da kısa bir süre içerisinde bu sözde halk kahramanına biat eder. Ta ki kendisine biçilen mertebeye ulaşana kadar… Yerini, konumunu aldığında, gücü ve parayı kontrol ettiğinde artık deşifre olmasında herhangi bir kaygı taşımaz.

Dünyadan bir çok örnek verilebilir; fakat konuyu çok fazla genellemeden ülkemize gelelim.

Bütün bu yukarıda bahsettiğimiz sebeplerden dolayı, dengesiz, hak hukuk bilmez, kendisi ve ailesi için tüm ülkeyi ateşe atabilecek kadar hain karakterler yüzünden ne yazık ki sosyal çürüme önüne geçilemez bir hızda ilerliyor. Toplum içten içe çürüyor.

Tüm dünyanın odaklandığı bir futbol turnuvasında bile bu kadar büyük bir kutuplaşma oldu ki; futbol oynayan talebeler, başarının sağlam bir disiplinden, periyodik eğitim ve çalışmalardan geçtiğini unutup saçları, bıyıkları ve alavere dalavere ile şov yapmaya çalışırken bir anda tüm dünyaya rezil rüsva oldular.

Diğer taraftan, seksen yaşına merdiven dayamış bunak bir ihtiyarın, bir buçuk jenerasyonun umutlarını ve hayallerini çaldığı yetmiyor gibi, yüzsüz yüzsüz ekrana çıkıp, hâlâ kendisinin bir kukla olduğunu sağır sultan bile biliyor iken özrü kabahatinden büyük sözler etmesi…

Ülkenin bu kadar büyük doğal nimetler ile donatılmış iken nüfusun yüzde beşi baş döndürücü bir lüks içinde yaşarken, kalan yüzde doksanının en tabii yaşamsal gıdalara bile ulaşmakta zorlanması…

Bir zamanlar efsane olan fikirlerin, düşünce ve ideolojilerin içinin boşaltılması, verilen onca emeğin ve mücadelenin anlamsızlaşması…

Bütün bunlar toplumu içten içe çürüten sebepler; sistematik bir şekilde yeri ve zamanına göre gelişen olaylar ve gelişmelerdir.

Sonucunda ne oluyor? En tepeden aşağıya doğru yayılan bu çürüme… Yerelden bir örnek verirsek; mesela bugün bölgenin iktidar partisi eş genel başkanı Sayın Keskin Bayındır Yüksekova’daydı. Parti liderliği vasfını layıkı ile yerine getiren çok değerli bir başkan. Üç dört programı vardı; fakat dolu dolu olan programlarına gösterilen ilgi oldukça zayıf kalmış.

Ben buradan Sayın Başkan’a, eğer ki bu makaleyi okursa veya birileri okuması için bilgilendirirse, selamlarımı iletiyor ve şu mesajı iletmek istiyorum:

“Gever’de değişen hiçbir şey yok. Gever eski Gever, halkı aynı halk. Fakat yukarıda saydığım bir kaç sebepten dolayı kendi menfaatleri doğrultusunda başına buyruk fetva veren, karar alan üç beş sorumlu bu mazlum halkı küstürdü. Herkes bir nevi kendi kabuğuna çekildi ve korkarım ki yakında olması muhtemel bir baskın seçimde bu sessizliğin daha acı biçimde kendini gösterebilme tehlikesi ile karşı karşıya kalınacaktır.”

Demem o ki; oldukça gür bir ateş vardı, bulutlara kadar yükselen bir ateş… Şimdi bu ateş sönmeye yüz tutmuş, küllerinde üç beş kıvılcım kalmış. Bu ateşi tekrar harlamak istiyoruz; ama klasik harlamaya dönük hiçbir pratik yok. Klasik yol ve yöntemler işlevsiz kalıyor.

Daha derli toplu bir çalışma ve mücadele sistemine geçilmezse, kalan üç beş kıvılcım da küllenir. Bir yel eser, o külleri de alır savurur.

Ortada kül bile kalmaz.