Hesapsız Zamansallık: An’ın Büyüsü ve Farklı Zihinlerin Radikal Şimdisi

Abone Ol

**

İnsan zihni çoğunlukla geleceğin kurgulanmış kaygıları ile geçmişin kaçınılmaz yükü arasında salınır. Zamanı doğrusal bir hat üzerinde hesaplamak, insanı yarınlara hazırlar gibi görünse de çoğu zaman onu içinde bulunduğu andan soyutlar. Oysa Hiromi Kawakami’nin Nakano Eskici Dükkânı adlı eserinde tasvir ettiği o sarsıcı deneyim, zihnin bu kronolojik cendereden kurtuluşunu fısıldar: Mesela, geleceği düşünme yetisini kaybediyordunuz. Tek önemsediğiniz, o an yaşananlardı.” Geleceği hesaplama yetisinin askıya alındığı bu "radikal şimdi", yalnızca geçici bir dalgınlık değil; özel gereksinimli bireylerin, otizmli veya nöroçeşitli zihinlerin dünyayı kavrayışındaki o saf ve filtresiz varoluş hâlinin de bir yansımasıdır. Zihinsel veya duyusal farklılıkları olan bireyler için zaman, geleceğin kaygılı projeksiyonlarıyla değil, anın duyusal ve duygusal yoğunluğuyla şekillenir.

**

Zamanın bu yekpare ve dolaysız algılanışı, edebiyatımızın ve sözlü kültürümüzün de en derin hafızasında yer eder. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın diyerek mısralara döktüğü o kavrayış, zihnin zamansal sınırları aşarak anın kalbine yerleşmesidir. Anadolu ozanlarının nefesinde de bu durulma halini buluruz. Aşık Veysel’in mısraındaki o yalın akış ya da Neşet Ertaş’ın türküsündeki karşılıksız ve hesapsız hissetme hali, insanın geleceğin faydacı hesaplarını bir kenara bırakıp sadece duyguya teslim olduğu o büyülü andır. Ozanlar için yaşamak, geleceği planlamak değil; o anın sızısını da neşesini de tam kalbiyle kucaklamaktır.

**

Özel eğitim temalı filmlerde ve engellilik anlatılarında da bu "farklı zamansallık" ve anın büyüsü büyüleyici bir görsellikle karşımıza çıkar. Her Çocuk Özeldir (Taare Zameen Par) filminde resim öğretmeni Ram Shankar Nikumbh’un sözü, zihnin her zaman standart bir zaman takvimine uymak zorunda olmadığını hatırlatır. Keza Sessizliğin Sesi (Sound of Metal) filminde işitme engellilerin dünyasına adım atan Ruben’e rehberlik eden Joe’nun söylediği o unutulmaz cümle anın dinginliğini özetler: Benzer şekilde Sol Ayağım (My Left Foot) filminde Christy Brown’ın tebeşiri parmaklarının arasında tutup yere ilk çizgisini çektiği o tek an, geleceğin imkânsızlıklarına verilmiş devasa bir cevaptır; varoluş, sadece o anın iradesine sığmıştır.

**

Fernando Pessoa, Huzursuzluğun Kitabı derken insanın geleceği kurgulama hastalığından sıyrılması gerektiğine işaret eder. Özel gereksinimli bireylerin yaşamla kurduğu o aracısız, hesapsız ve filtrelenmemiş temas, esasen modern insanın kaybettiği o büyülü şimdiyi bize yeniden öğretir. Geleceği düşünme yükünden azat olunmuş her an, acısıyla ya da güzelliğiyle, insanın dünyadaki en hakiki izidir. Birey, geleceğin belirsiz kurgularına sığınmak yerine, bir türkünün tınısında, bir filmin sessiz sahnesinde ya da fırçadan tuvale dökülen o tek anda yaşadığını anlar; çünkü hayat, hesaplanan yarınlarda değil, yaşanmasına izin verilen şimdinin kalbinde atar.