**
Kimi zaman saat durur, anlar uzar… “Saat sonsuzlukken ben yolun sonundayım,” dedirten bu zaman dilimlerinde, hayatın sonuna geldiğimizi sanırız. Oysa güneş, karanlığa bırakırken her şeyi, en karanlık anlarda bile içimizde bir aydınlık bırakıyordur. İçimizdeki o sessiz güneşin ışığı, «Yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür / ve bir orman gibi kardeşçesine» dizelerinde bahsedildiği gibi hep var. Bu dizeler Nazım Hikmet’in umut dolu bakışını yansıtırken, biz de “davet”in çağrısıyla birlikte yaşama sevincimizi keşfedebiliriz.
**
Her “gün doğarken” bir başka başlangıcın müjdecisidir. Cemal Süreya’nın mısralarında olduğu gibi “Yaşamanın mutluluğu sarar içimizi, serinleriz.” Bu mutluluğu yakalamak için her sabah yeniden uyanmalı, içimizdeki güneşi aramalıyız. İstanbul’u huzurla dinlemeyi öğütleyen Orhan Veli’nin ünlü dizesi de bize rehber olsun: “İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı” Şehir sessizce fısıldarken bile, gözlerimizi kapatıp dinlemeyi seçtiğimizde umut ve huzur buluruz.
**
Bazen sevda, bazen karanlık rüzgârlar esebilir. Attilâ İlhan’ın “Ben sana mecburum, bilemezsin” diyen dizeleri, yaşamın beklenmedik zorluklarına rağmen içimizdeki inancın gücünü vurgular. Adını bile bile aklımızdan çıkaramadığımız tutkularımıza tutunmak, içimizi ısıtan o sevgi ateşi için geçerlidir. Tam da bu yüzden, Yunus Emre’nin “Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için” sözü rehberimiz olmalıdır. Dünya çekişmelere, politikalara boğulmuş görünse de, içsel yolculuğumuzda sevgi ve barış peşinde olmak en büyük görevimizdir.
**
Bu köşe yazısında, şiirlerden ve türkülerden kesitler taşıyarak; modern zamanların gündelik hayatından örneklerle “yeniden adanmak” ruh halini yazıya döküyorum. Her karanlık an, aslında yeni bir şafak vaat eder: “Bugün, o gün.” Bir gün değil, bugün! İçimizdeki ışığı hissettiğimiz, güneşin sıcaklığını yeniden yüreğimizde taşıdığımız gün. Hayatı kucaklamak için sürekli bir bekleyişe değil, şimdi tam da bu ana ihtiyacımız var.
**
Hayatın küçük mucizelerine gözlerini aç. Sabahları pencerenden içeri süzülen ışığı hisset, kahveni yudumlarken gökyüzüne bir an olsun bak. Bugün, o gün deyip ayağa kalk – kollarını iki yana aç ve yeniden yaşama “evet” de. Hatta şu an bir yerlere not et: Benim içimde bir güneş var. Hayata karşı umudunu kaybetme. Ne de olsa “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür…” dizesindeki ağacın kökleri derindir; biz de köklerimizi sağlamlaştıralım. Bugün bir adım at; bir şeye sımsıkı sarıl, sevdiğin birini ara, yeni bir kitap aç, en sevdiğin şarkıyı aç bırak kulağına.
**
İşte tam da bu sebeple, içimizdeki o parlak sesi duyma zamanıdır: Saat sonsuzlukken ben yolun sonundayım dedirten anlar geçicidir. Güneş karanlığa her teslim oluşunda bile yeryüzünü ısıtırken, bizim içimizdeki güneş de her daim parlamak için vardır. Bir şiirin, türkünün ya da şarkının birkaç dizesi kalbimize dokunabilir; ona kulak vermek, yaşamı yeniden taahhüt etmenin ilk adımı olabilir. Sonuç olarak, “bugün, o gün”: Hayat bir kez daha kollarını açacak, sen de kollarını aç ve içine düşen ışığı hisset.