Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, Meclis Adalet Komisyonu’ndan kabul edilse de, eksiklikleriyle tartışılmaya devam ediliyor.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Bölge Temsilcisi Tahir Saçaklı, yasaya dair değerlendirmelerde bulundu.
Çerçeve yasa kapsamındaki endişe ve eleştirilerini dile getiren Saçaklı, “suç ve suçlu” tanımının kategorize edilmesinin, bir kısım insanın sürecin dışında tutulmasının, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) teyit ve tespit üzerinden sürecin ne kadar bir süreye yayılacağı noktasında endişeleri olduğunu kaydetti. Yine yasadaki Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) işinden atılanlar, Barış Akademisyenleri, anadil, kolektif haklar gibi birçok eksikliğe işaret eden Saçaklı, soruşturma dosyalarının başvuru şartı aranmadan resen durdurulması gerektiğini dile getirdi. Saçaklı, “Başvuruya gerek duymadan Adalet Bakanlığı gerekli mekanizmaları harekete geçirerek bu soruşturma ve kovuşturmaları resen durdurabilir. Bunun için ayrıca bir başvurunun olmasına gerek yoktur"dedi.
ATILMASI GEREKEN ADIMLAR
Güvenlik hükümleri üzerinden ele alınan bir yasanın Kürt meselesinin yanı sıra Türkiye'deki ve bölgedeki sorunların çözümü konusunda yetersiz kalacağına dikkat çeken Saçaklı, silah ve şiddet unsurlarının sürecin önünden kalkmasıyla birlikte ele alınacak başlıkların farklılaşacağını belirtti. Saçaklı, bu başlıklara dair atılması gereken adımlara dair şunları söyledi: “Kürtlerin anadili eğitim dili olarak, toplumsal yaşamda kullanabilmeleri için adım atılması gerekiyor. Meclis tutanaklarında bilinmeyen bir dil olarak ifade edilmesi insani ve vicdani bir durum değil. Yine kolektif haklar konusunda geniş perspektiflerle ele alınan örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerden biri olan Terörle Mücadele Kanunu'nun birçok yönüyle değiştirilmesi gerekiyor. 90'lı yıllarda yaşanan şiddetli çatışma sürecinde faili meçhul cinayetler ve kaybedilen binlerce kişinin akıbetlerinin bulunması, faillerinin cezalandırılması ve suçsuzluk algısının ortadan kaldırılması atılması gereken ilk adımlardandır. Yakılan ve yıkılan köylerinden edilen insanların güvenlik gerekçesiyle topraklarına dönme durumları yok. Bunlar hala ciddi bir sorun olarak duruyor.”
“Önümüzdeki sürecin, geçirdiğimiz iki yıllık süreçten daha katmanlı ve derin bir şekilde ele alınması gerekir” diyen Saçaklı, başta Kürt meselesi olmak üzere, Türkiye'nin 100 yıldan fazla süredir kangrenleşen meselelerinin demokratik temelde ele alınması gerektiğini kaydetti. Saçaklı, bir toplumsal sözleşme veya anayasanın yenilenmesiyle bu sorunlara neden olan meselelerin ortadan kaldırılması gerektiğini vurguladı.
‘ABDULLAH ÖCALAN’IN STATÜSÜ BELİRLENMELİ’
Sürecin başarıya ulaşması için toplumsal karşılığı olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın statüsünün belirlenmesinin geciktirilmemesi gerektiğini söyleyen Saçaklı, “Bu süreç eğer barışa, zafere ulaşacaksa burada temel aktörlerden bir tanesi de tabii ki Sayın Abdullah Öcalan’dır. Yine Sayın Erdoğan ve Bahçeli bu sürecin en önemli aktörleridir. Sayın Abdullah Öcalan bu dönemin önemli aktörlerinden biriyken, kendisinin birçok noktada özgür çalışma koşullarının oluşturulması gerekiyor. Onun toplumsal kesimlerle, sivil toplum örgütleri ve şahsiyetlerle daha rahat iletişim kurabileceği iletişim imkanlarının sağlanması gerekiyor. Sayın Öcalan yaptığı çağrıyla sürecin önünü açan önemli bir aktör. Bu toplumdaki çatışma kültürünün toplumu yaralayan bütün sonuçlarının ortadan kaldırılması ancak tarafların topluma ulaşabilmeleri, topluma kendilerini ifade edebilmelerini sağlayacak pratiklerle mümkündür” dedi.
‘TOPLUMSAL AYAK EKSİK’
Yasada sürecin toplumsal ve sivil ayağının eksik olduğuna dikkat çeken Saçaklı, “Toplumun dinamiklerinin, sivil toplumun, demokratik kurumların ve hukuk kurumlarının çözüm içerisinde olmasını elzem olarak görüyoruz. Bu bir toplumsal çözüm olmak zorunda, toplumsal rızayı üretmek zorunda. Bir devlet çözümünden ziyade, toplumsal çözüm rolü ve modeli olması gerektiğini düşünüyoruz. Böyle düşündüğümüzde de, hak hukuk kurumlarının, sivil toplumun, barış ve çatışma çözümü konuşan kurumların bu sürecin içerisinde yer alması, süreci güçlendirecektir. Bu süreç bir devlet politikası. Meclis komisyonları eliyle gerçekleşiyor olabilir ama bunun topluma yansıması için sivil dinamiklerin hayata geçmesi gerekiyor. Her ne kadar o komisyonların içerisinde yer almasak da, dışarıdan toplumla, gönüllü aktivistlerle birlikte çalışma yürütmeye çalışıyoruz. Orada olmasak da bu çalışmaları sürdürmeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.