Bir sokaktan geçerken bazı anlar ansızın akışına düşer...Bir yüz, uzun zamandır dinlemediğin bir şarkı, bir evin penceresinde akşamüstü yanan o ışık... Bunların adı yoktur belki ama insan onları görünce geçmişini hatırlar.
İnsan yalnızca yaşadığı günlerden ibaret değildir. Biraz çocukluğunda kalır, biraz gittiği yerlerde, bazen bir daha göremeyeceği insanların sohbetinde, bazen de kendisiyle bile yalnız kaldığı anlarda...
Zaman geçiyor sanıyoruz ama bazı hisler, bazı şeyler geçmiyor. Sadece üzerlerine başka günler örtülüyor. Sonra hiç beklemediğin bir anda küçücük bir ayrıntı o örtüyü kaldırıyor... bir koku, o eski şarkının birkaç notası, bazen gökyüzü, bazen kaldırımda gördüğün bir taş bile yetiyor.
Ve anlıyorsun...
Hiçbir şey gerçekten çıkmıyor hayatımızdan. Sadece yerleri değişiyor.
Bir zamanlar yanında yürüdüğün insan, yıllar sonra bir hatıranın içinde oturuyor. Bir zamanlar her gün dinlediğin şarkı, şimdi yalnızca zihninin bir köşesinde sessizce duruyor.
Belki de büyümek böyle bir şey.
Her şeyi yanında götüremiyorsun.
Bazı insanları bırakıyorsun, bazı şehirleri, bazı hayalleri, bazı hâlleri... En çok da kendinin eski hâlini bırakıyorsun geride.
Sonra yıllar sonra dönüp kendine bakıyorsun.
“Ben ne zaman bu kadar değiştim?” diye soruyorsun kendine.
Ama cevabı yok.
Çünkü insan bir günde değişmiyor.
Biraz susarak, biraz bekleyerek, biraz acı çekerek ve belki de bazen biraz mecbur kalarak değişmek zorunda kalıyor.
Ama yine de, ne olursa olsun, bazı şeyler hep içimizde kalıyor.
Çocukken baktığımız gökyüzü mesela...
O gökyüzü hâlâ aynı yerde gülüyor ama biz artık aynı gözlerle bakmıyoruz.
Eskiden bir yaz akşamı balkonda oturup o sessizliği dinlemek bütün dünyaya yetiyordu. Şimdi koskoca günler yetmiyor insana.
Eskiden bir insanın "gel" demesi yetiyordu.
Şimdi insan, "kal" denilen yerde bile gitmeyi düşünüyor.
Ne garip...
Hayatımızda taşıdığımız şeyler azalıyor sanıyoruz, oysa içimizde birikenler çoğalıyor.
Söyleyemediğimiz sözler, yarım kalan hikâyeler, gidilmemiş yollar, bir daha göremeyeceğimiz yüzler...
Hepsi bir yerde bekliyor.
İnsanın asıl yükü de budur belki:
Taşıdığı değil, unutamadığı...
Ben de hatıralara kızmıyorum.
Belki de bazı şeylerin bugün hâlâ güzel kalabilmesinin tek yolu, artık yaşanmıyor olmalarıdır.
Bir insanı yanında değil de kalbinde taşımak...
Ya da o çok sevdiğin şehrin sokaklarında yeniden gezmek değil de, onu hafızanda yaşatmak...
Çocukluğu yeniden yaşayamıyor olsan da, onun bıraktığı yerden dünyaya bakmaya devam etmek...
Bunların hepsi hatıra.
Ve insan da biraz yaşadığıdır.
Biraz kaybettiği...
Biraz özlediği...
Biraz sustuğu...
Biraz da başkasının hayatında bıraktığı izdir.
İnsan gerçekten biraz hatıradır.
İçinde hâlâ sessizce yaşayan eski hâlinden oluşan...
Biraz dün.
Biraz bugün.
Ve her şeye rağmen, içimizde bir yerlerde hâlâ yarına bakan o eski çocuk.