Dünyanın medeniyetler tarihinde önemli bir konuma sahip olan Zagroslar silsilesinin bitiş noktası; diğer tarafta eşsiz heybeti ile neredeyse bütün Orta Doğu’ya şemsiye gibi duruşuyla binlerce yıllık buzullara yataklık eden, bulutların yoldaşı Uludoruk (namıdiğer Reşko)... Onun koynuna sığınmış tava görünümlü ovası ile Yüksekova (Gever).
Kendisi ile beraber binbir türlü çiçeği, böceği, türlü türlü canlıyı besleyen, barındıran; hiçbir kimyasal, biyolojik veya teknik müdahaleye gereksinim duymadan bozulmamış doğal kimyasını koruyan bir yerdir Yüksekova. Günümüzde fiziki olarak çok uzak diyarlara bile başta en yaşamsal ihtiyaç olan su ile beraber el değmemiş, tamamen organik onlarca her mevsimin kendine özgü nimetlerini ikram eden yegane diyarlardan biridir.
Ne var ki bu bakir topraklar, eşsiz olduğu kadar siyasi, askeri ve ekonomik anlamda da ciddi bir stratejik konuma sahip. Vakti zamanında dünyayı kasıp kavuran İskender’in bile erişemediği doğal kaleleri ile donatılmış bu nadide coğrafya; zamanla stratejik konumundan istifade eden insanoğlunun türlü türlü oyun ve entrikalarının merkezi haline gelmiş, aklını bir miktar kullanabilen iyi niyetli veya işgüzarların kitlelere yön verme hamlelerine maruz kalmıştır.
Tarihin derinliklerinden örneklemelere ara vererek bu şehrin kısa geçmişinden günümüze; insanoğlunun eli ile nasıl da sistematik bir şekilde yaşam kalitesinin düşürüldüğüne, en doğal hizmetlere erişimin bile lütuf veya ulaşılması güç bir hayale dönüştürüldüğüne sanırım günlük yaşamda hepimiz şahit oluyoruz. Bölgemizde süregelen kırk küsur yıllık çatışmalı sürecin, yukarıda da bahsettiğimiz gibi stratejik konumu neticesinde pilot noktalardan biri olarak seçilmiş olması taraflara belli kazanımlar bahşettiği gibi; zaman zaman gelişen siyasi boşluktan istifade eden işgüzarlara maddi-manevi menfaat elde etme fırsatları sunmuştur.
Bu karmaşık durumun orta sınıfa sunduğu en büyük kazanımlardan biri de herhangi akademik bir altyapısı olmamasına rağmen politik bir kitlenin oluşması; halkın tamamına yakınının yerelde, ulusalda veya uluslararası konularda hakim olması, fikir üretmesi, tahmin yürütebilmesidir… Bu bir kazanımdır elbette; bir de süreç ile ilintili (bana göre) günübirlik yaşamımıza direkt sirayet eden ve tehlikeli bir hal almaya başlayan tablonun gölgede kalan tarafına da odaklanmak gerek
17. Yüzyılın ortalarına doğru ortaya çıkan akımlar neticesinde toplumsal yaşamda sınıf bilinci gelişti Emek alınteri mücadele gibi kavramlar siyasi terim argümanları oluverdi bu toplumsal sınıf bilinci ile beraber gelişen meslek grupları da aynı şekilde bazı yönleri ile siyasallaştı veya siyasallaştırıldı
Olumlu yönde günübirlik yaşama olan katkısı herkes az yada çok bilgi ve tecrübe sahibi olduğu mesleklere veya icraatlara yöneldi işçi işçilik yaptı tüccar ticaret yaptı siyasetçi siyaset yaptı herkes kendi ilgi ve bilgisi dahilinde ilerledi kendini geliştirdi
Herkes kendi işini yaptı
Dünyanın büyük bölümünde oturmuş tıkır tıkır işleyen ve yolunu çizen sistem bizde rölanti de kaldı.
Soruyorum ? Günümüz toplumsal mücadele sistematiği ekolojik denge ve diğer bütün yaşamsal unsurlar için eşsiz ve benzersiz olan paradigmayı kitleleri ikna çabası adına yoğunlaşmanız kalıplaşmış bir iki içi boş sloganın ötesine geçebildi mi eleştiri-özeleştiri felsefesi ile inşa edilmiş mücadeleyi temsilen bir kere de olsa bireysel kaygılarınızı bi kenara atıp şu safhada eksik kaldık şu alanda yetersizdik şu soruları cevapsız bıraktık diye bir özeleştiri yapmak aklınıza geldi mi ?
Verilen onca bedelin kazanımı olan alanlara sorup araştırma gereği duymadan hiçbir yeterlilik vasfı taşımadan talip olurken ben bu ham halim ile bu yükün altından kalkabilecek miyim ? diye kendi kendinize hiç soru sordunuz mu ? Ben bu işin altında kalırsam saygınlığımı kaybederim toplumda bi karşılığım kalmaz diye kaygı duymadınız mı ?
Hangimiz gerçek anlamda yapabildiğimiz veya yarım yamalak bilgi sahibi olduğumuz işimize odaklanabiliyoruz? Hangimiz mesleğimizi seçmeden önce periyodik bir eğitimden geçtik? Hangimiz mesleğimizi icra ederken derme çatma ustalığımız ve birikimimiz ile hiçbir bilgi birikim sahibi olmadığımız alanlarda yorum yapmaktan veya haddimizi, cüssemizi, kalıbımızı çok aşan meslek ve sorumluluklara talip olmaktan geri durduk?
Akademik bir altyapıya veya geçmişe sahip olmadan bölgemizde vitrine çıkmanın en kolay yolu olan yerel ve genel siyasete talip olmak, bir noktadan sonra bizi birçok yerde gülünç duruma düşürmüyor mu? Aciz kılmıyor mu? Teslim etsen iki koyunu gütmeyi beceremeyen birilerinin; bu her türlü kamusal hizmete aç olan halkın sorunlarını çözmeye, şehrin politik ve ekonomik idaresine, imarı, iskanı, peyzajına, kültürel, sanatsal, spor faaliyetlerine yön vermesine talip olması haddi aşmak değil midir?
Kırk yıllık çatışmalı sürecin mağdurları, büyük bedeller ödeyerek ömür tüketen bu mazlum halkın hizmetine; sözde gönüllülük esası ile devrimci duygular, yoldaşlık paradigması ve de eleştiri-özeleştiri felsefesi çizgisi temelinde sorumluluk alanlar... Pencereyi bir açıp etrafa bir bakın! Dışarıda olup bitenden haberiniz var mı?
"Bu mazlum halkın hayallerini haciz edip umutlarına ipotek koyduğunuzun farkında mısınız?" diye soracağım ama belli ki değilsiniz.
Bu eleştirilerim umarım dost acı söyler deyimi ile değerlendirilir anlatmaya çalıştığım eksiklerin tespiti ve giderilmesine dönük bir yoğunlaşmaya gidilir.