Bazı insanlar vardır… Sessiz yaşarlar ama bir ömrün içine koskoca bir çağ sığdırırlar. Onlar sadece kendi evlerinin değil, bir köyün, bazen bir yörenin kaderini değiştirirler. Fakat ne acıdır ki böyle insanlar çoğu zaman alkışsız yaşar, hak ettikleri değeri göremeden ömür tüketirler.
Bizim köyümüzde bu sözlerin ete kemiğe bürünmüş hâliydi Hacı Abdullah Yalçıntuna…
Bugün traktör sesi sıradan gelir belki kulağımıza. Ama bir zamanlar o ses; umut demekti, bereket demekti, toprağın yeniden can bulması demekti. Ve o sesi bu köye ilk getiren adamlardan biri Hacı Abdullah amcaydı.
Daha çocuk denecek yaşlarda, 13-14 yaşlarındayken yüreğine bir hayal düşmüştü. Köy yollarından bir gün kendi traktörüyle geçecekti. İnsanlar dönüp bakacak, tozlu yolların arasından gelen motor sesiyle umutlanacaktı.
Bir gün sohbet ederken ona:
“Bu işe nasıl başladın?” diye sordum.
Gözleri uzaklara daldı… Sanki yıllar öncesindeki o genç Abdullah’ın yanına geri gitmişti.
“Ben şelalenin yanında otururdum,” dedi. “Kendi kendime derdim ki: ‘Bakın… Abdullah’ın traktörü geliyor…’ İnsan önce hayal kuruyor evlat… Sonra o hayal insanın kaderi oluyor.”
Sonra sustu biraz…
“Bankaların kapısını çok çaldım,” dedi. “Kimi yüzüme bile bakmadı. Bir kısmını peşin vereyim, kalanını çalışıp ödeyeyim dedim. Olmadı… Ama vazgeçmedim. Çünkü insanın içinde bir ateş yanıyorsa, o ateş ya onu yakar ya da yolunu aydınlatır.”
Ve gerçekten de öyle oldu…
Kader, gayrete âşıktı.
Yıllar sonra traktörünü römorkuyla birlikte aldı. Belki cebinde çok para yoktu ama yüreğinde herkesten büyük bir cesaret vardı. İlk zamanlar insanlar yadırgadı. “Olmaz” dediler. “Yürümez” dediler. Ama zaman geçti… Tarlalar sürüldü. Yükler taşındı. İnsanların işi kolaylaştı. Ve herkes anladı ki bazı insanlar sadece kendileri için değil, herkes için mücadele eder.
Hacı Abdullah amca iş yaparken hesabını tutan biri değildi. Ot çekerken hem traktörü sürerdi, hem ip bağlardı, hem yük taşırdı. Kimsenin yetişemediği işe yetişir, kimsenin kalkamadığı yükü sırtlanırdı. Bir insanın emeği bu kadar sessiz, bu kadar gösterişsiz ama bu kadar büyük olabilirdi işte…
Sadece kendi ekmeğinin peşinde de koşmadı. Köyde başka insanların da traktör sahibi olması için ön ayak oldu. Cesaret verdi. Yol gösterdi. İnsanların ufkunu değiştirdi.
Heleyistan’dan Xezekiyan’a… Oradan Başkale’ye kadar herkes onu tanıdı. Çünkü bazı insanlar sadece isimleriyle değil, emekleriyle büyürler.
Kim bilir kaç gece… Zifiri karanlıkta uykusundan kalktı. Yağmurun altında, ayazın içinde traktör çalıştırdı. Belki kendi çocuğunun başını okşamaya vakit bulamadı ama başkalarının evine aş gitsin diye uğraştı.
İşte gerçek alın teri buydu.
Bugün kendimize dönüp bakmamız gerekiyor…
Kaçımız çocuklarımıza onu anlattık? Kaçımız bir düğünde ya da bir taziyede ona hürmet gösterdik? Kaçımız insanlar yaşarken kıymet bildik?
Çünkü öldükten sonra herkes iyi insana dönüşür insanların dilinde… Asıl marifet, bir insan nefes alırken ona değer verebilmektir.
Bugün köy yollarında dolaşan her traktörün içinde biraz onun emeği vardır. Her sürülen tarlada biraz onun alın teri… Her bereketli hasatta biraz onun duası…
Ve bazı insanlar ölmez… Toprağın hafızasında yaşamaya devam ederler.
Hacı Abdullah Yalçıntuna da işte öyle insanlardan biridir.
Peki şimdi sizlere soruyorum: Ya sizin köydeki Abdullah amcalar…?