Yerel

Ulaşılamayan Şehir: Hakkâri

Yazar Yıldırım Esener "Ulaşılamayan Şehir: Hakkâri" adlı bir yazı kaleme aldı

Abone Ol

Yıldırım Esener yazısında şu ifadelere yer verdi:

“Aradığınız Hakkâri’ye şu anda ulaşılamıyor. Lütfen seçimlerden sonra tekrar deneyiniz.”

Bu cümle bir şaka değil, bir hiciv değil; gerçeğin ta kendisi. Üstelik bu gerçek, yalnızca coğrafyanın sertliğini değil, yönetim anlayışının zafiyetini de gözler önüne seriyor.

Hakkâri… Yıllardır dağlarıyla, zor coğrafyasıyla anılan bir şehir. Oysa bugün yaşananların temelinde ne sarp geçitler var ne de aşılması imkânsız yollar. Asıl mesele; nitelikli insan kaynağının geri plana itilmesi, liyakatin yerini sadakatin alması ve işlerin ehil olmayan ellere teslim edilmesidir.

Düşünün… Dört yüz bin nüfuslu bir şehirden söz ediyoruz. Dört ilçe, üç belde ve sayısız köy… Ama bu şehre ulaşılamıyor. Ne ironik, değil mi? Aynı yöneticiler, Yüksekova’nın il olması tartışmalarında “büyük şehir” vurgusunu yapmaktan geri durmazken, bugün bu büyük şehre erişim sağlayamıyor.

Peki, bu durumun bedelini kim ödüyor? Şemdinli’de sevdiğiyle buluşamayan genç mi? Hastanede yatarken başka bir ile sevk edilmeyi bekleyen bir hasta mı? Siparişlerini ulaştıramayan esnaf mı? Yoksa hayvanlarını besleyemeyen üretici mi?

Aslında cevap çok net: Bu bedeli, doğrudan halk ödüyor.

Unutulmaması gereken bir gerçek var: Gidemediğin yer senin değildir. Eğer bir şehir kendi ilçelerine ulaşamıyorsa, orada yalnızca bir ulaşım sorunu yoktur; orada ciddi bir yönetim sorunu vardır.

Daha da düşündürücü olan şu: Olası bir afet durumunda ne yapılacak? Deprem, heyelan ya da başka bir kriz anında sevk ve idare nasıl sağlanacak? Yollar kapandığında, vadiler çöktüğünde, iletişim koptuğunda kim, nasıl müdahale edecek?

Üstelik önümüzdeki yıllarda Zap Vadisi’nin büyük bölümünün baraj projeleriyle şekilleneceği biliniyor. Buna rağmen, alternatif ulaşım hatlarının hâlâ yeterince planlanmamış olması, geleceğe dair endişeleri daha da artırıyor.

Bugüne kadar yapılan yatırımların önemli bir kısmı, bilimsel verilerden uzak, masa başında alınan kararlarla hayata geçirildi. Sonuç mu? Kaybedilen kaynaklar, heba olan projeler ve bedelini ödeyen bir halk…

Oysa çözüm bellidir: Bilimsel veriye dayalı planlama… Sağlam zemin etütleri… Riskli alanlarda yapılaşmanın kesin olarak sınırlandırılması… Modern mühendislik tekniklerinin uygulanması… Ve en önemlisi, liyakat esaslı bir yönetim anlayışı…

Ayrıca Yüksekova’nın il statüsüne kavuşturulması, Hakkâri üzerindeki idari yükü hafifletecek önemli bir adım olabilir.

Devlet, bir bürokratı yetiştirmek için yıllarını verir. Ancak bu birikimin yerel siyaset tarafından gölgelenmesi, yalnızca bireysel değil, kurumsal bir kayıptır.

Sonuç olarak, mesele yalnızca bir yol meselesi değildir. Mesele, bir yönetim meselesidir. Ve çözülmediği sürece, “ulaşılamayan şehir” yalnızca bir cümle olarak kalmayacak; bir ülkenin kronik sorunlarından biri olarak varlığını sürdürecektir.