Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yenilenebilir Enerji Yatırımları Toplu Açılış Töreni'nde yaptığı açıklamalarda CHP’de mahkemenin "mutlak butlan" kararı sonrası tırmanan liderlik krizine ilişkin dikkat çeken bir çıkışa imza attı. Yaşananları "güvenli takip mesafesinden" izlediklerini belirten Erdoğan, ana muhalefetin Türkiye'nin ve dünyanın meselelerinden tamamen koptuğunu ifade etti.
İNCE'YE YAPILANLARI HATIRLATTI
Bir dönem Muharrem İnce'ye yapılanlara atıfta bulunan Erdoğan, "Dikkat ederseniz bu gelişmeler, bu rakamlar bizim ana muhalefetin hiç mi hiç gündeminde değil. Ne ülkenin meseleleriyle ilgileniyorlar ne de dünyada ne olup bittiğini takip ediyorlar. Gündemlerinde sadece koltuk kavgası var, hakaret var. Dün kahraman ilan ettiklerine bugün hain damgası vurmak var. Bir ara aynı muameleyi 'gel' deyince koşa koşa gelen eski cumhurbaşkanı adaylarına da yapmışlar, onu da günlerce linç etmişlerdi. Acı, zulüm de olsa o hain ve işbirlikçi olma sırasını savdı, şimdi yerini bir başkasına bıraktı. Yarın muhtemelen benzer ithamlara bugün alkışlananlar maruz kalacak" ifadelerine yer verdi.
"HERKES BİR GÜN HEDEF TAHTASINA KONULACAK"
Ana muhalefet partisinin yapısal bir zihniyet problemi yaşadığını savunan Erdoğan, siyasetin halka hizmet aracı olmaktan çıkarıldığını vurguladı. Bu durumun yeni krizleri de beraberinde getireceğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: "Ana muhalefeti esir alan bu sağlıksız ruh hâli değişmedikçe anlaşılan o ki herkes bir gün hedef tahtasına konulacak. Siyaseti halka hizmet vasıtası yerine kariyer ve kazanç kapısı olarak görenlerin çarpık zihniyeti değişmedikçe bu utanç sahnelerine muhtemelen yarın yenileri eklenecek."
"GÜVENLİ TAKİP MESAFESİNDEN İZLİYORUZ"
Yaşanan kaotik sürecin nihayetinde CHP'nin kendi iç sorunu olduğunu ifade eden Erdoğan, "Yaşananlar elbette ana muhalefet partisinin iç meselesidir. Bizi ilgilendirmez. Biz Türk siyasetine yakıştıramadığımız bütün bu tartışmaları güvenli takip mesafesinden izlemekle yetiniyoruz" diyerek hükümet olarak ülkenin projelerine odaklanmaya devam edeceklerinin mesajını verdi.
Erdoğan'ın açıklamalarından satırbaşları;
Aziz Milletim, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın kıymetli mensupları, enerji sektörümüzün değerli temsilcileri, hanımefendiler ve efendiler, sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne, milletin evine hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz diyorum. Bugün artık geleneksel hale gelen bir törenimizi icra etmek üzere bir aradayız. Hizmet ve eser siyasetimizin bir nişanesi olarak her sene yenilenebilir enerji yatırımlarımızın toplu açılışlarını bahar aylarında gerçekleştiriyoruz.
Geçen yıl yine burada toplam 6818 MW kurulu güce sahip 5 milyar dolarlık enerji yatırımlarını devreye almıştık. İnşallah birazdan 2025 yılı içinde tamamlanan elektrik üretim santrallerinin toplu açılışını yapacağız. Törenimizin ve bugün resmen hizmete sunduğumuz yatırımların ülkemiz, milletimiz ve enerji sektörümüz için hayırlı olmasını diliyorum. Bu önemli yatırımları ülkemize kazandıran firmalarımızı, kurumlarımızı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızı canıgönülden tebrik ediyorum.
"TÜRKİYE BÖLGEDE ENERJİ KAVŞAK NOKTASI"
Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin bölgesinin enerji merkezi ve kavşak noktası olma vasfı giderek güçleniyor. Önceki hafta kendi alanında uzman ve seçkin isimlerin bir araya geldiği İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi'nin ikincisini tertipledik. İNRES 2026. Enerji, madencilik, kritik mineraller ile hidrokarbon alanlarında güncel meselelerin ele alınmasına vesile oldu. Türkiye'nin bilhassa güncel gelişmeler ışığında enerji alanında bölgesinin siklet merkezi olduğu çok net biçimde görülüyor. Gerek son dönemde uluslararası basında yayımlanan makaleler, gerekse enerji sektörünü çok iyi bilen isimler, ülkemizin günden güne artan stratejik değerine vurgu yapıyor.
Şu bir gerçek ki 28 Şubat'ta başlayan ve henüz çözülemeyen İran merkezli kriz, Türkiye'nin küresel enerji tedarikindeki kritik rolünü perçinlemiştir. Olumsuz etkilerini hâlen hissettiğimiz ve bir süre daha hissedeceğimiz İran Savaşı'nın ilk günlerinden itibaren neler yaşandığını hep beraber takip ettik. Körfez ülkelerinin açık denizlere açılan kapısı olan Hürmüz Boğazı'nın fiilen kapanmasıyla birlikte Uluslararası Enerji Ajansı'nın tanımına göre tarihin en büyük petrol arz kesintisi yaşandı. Boğazın kapatılması, küresel petrolün yaklaşık yüzde 25'inin, sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin ise yüzde 20'sinin devre dışı kalmasına yol açtı. 60 dolar civarında seyreden petrol varil fiyatları iki katına kadar yükseldi. Aynı sarsıcı rakamlarla LNG fiyatlarının yanı sıra gübre, plastik dâhil petrol türevi olan bütün ürünlerde karşılaştık.
"PEK ÇOK ÜLKE KENDİNİ RESESYONA HAZIRLIYOR"
Bunun üzerine kimi ülkeler enerji tüketimlerini düşürmek için koronavirüs salgını günlerinden hatırladığımız çeşitli kısıtlamaları devreye aldılar. Okullar tatil edildi. Özel araçların trafiğe çıkışına sınırlamalar getirildi. Uçak seferlerinde ciddi sayıda iptaller oldu. Petrol istasyonlarının önünde uzun kuyruklar oluştu. Petrol ve doğal gaz bazlı ürünlerin fiyatlarıyla eş zamanlı olarak dünyada enflasyonlar artmaya başladı. Birkaç ay öncesine kadar küresel ekonomide toparlanma beklenirken, Hürmüz krizi uzadıkça bugün pek çok ülke kendini resesyona hazırlıyor.
"ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİ MİLLİ GÜVENLİK MESELESİDİR"
Bunlara iş gücü piyasasından turizme, sanayiden tarıma uzanan geniş bir yelpazedeki etkilerini dâhil ettiğimizde enerji tedariki meselesinin ne kadar hayati önemde olduğu çok net biçimde ortaya çıkmıştır. Rusya-Ukrayna savaşı ile Hürmüz'ün kapanması bize şunu öğretmiştir. Enerji arz güvenliğinin sağlanması sadece bir kalkınma meselesi değil, aynı zamanda bir egemenlik ve millî güvenlik meselesidir.
"ENERJİ İHTİYACIMIZ ARTIYOR"
Kıymetli misafirler, bu krizin hatırlattığı bir diğer husus da fosil yakıtlar dışındaki alternatif enerji kaynaklarına yönelik yatırımların önemidir. Malumunuz sanayileşme, şehirleşme, nüfus ve teknoloji kullanımı arttıkça enerjiye olan ihtiyaç da yükseliyor. Enerji talebinin gelecekte daha da artacağını hepimiz çok iyi biliyoruz. Sadece yapay zekâ odaklı veri merkezlerinin elektrik tüketiminin gelecek 5 yılda 2 katına çıkacağı öngörülüyor. Türkiye olarak hızla gelişen diğer tüm ülkeler gibi bizim enerji talebimiz de yıldan yıla yükselmektedir. Son 20 yılda ülkemizin enerji ihtiyacı iki katına çıkmıştır. 2025 yılında elektrik tüketimimiz önceki yıla kıyasla yüzde 2,1 oranında artmıştır. Elektrik talebimizin 2035 yılına kadar en az yüzde 50 oranında artmasını bekliyoruz. Şu an enerji arzımızda ithal kaynakların payı yüzde 57 civarındadır. Her yıl değişmekle birlikte enerjide 60 ila 100 milyar dolar arasında bir ithalat faturamız var.
"TÜRKİYE DÜNYANIN 16. AVRUPA'NIN DA 6. BÜYÜK EKONOMİSİDİR"
Burada şunu özellikle dikkatinize getirmek istiyorum. Türkiye dünyanın 16. Avrupa'nın da 6. büyük ekonomisidir. Biz aynı zamanda son 23 yılda ortalama yüzde 5,3 büyüyen bir ülkeyiz. Pazartesi günü 2026 yılının ilk çeyreğine dair büyüme rakamları açıklandı. Türkiye ekonomisi bu yılın ilk çeyreğinde önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde iki buçuk oranında büyüme kaydetti. Böylece ekonomimiz karşılaştığı şoklara rağmen 23 çeyrektir büyümesini sürdürmüş oldu. İnşallah bu ivmeyi 2026 yılı boyunca devam ettirmek istiyoruz. Bu daha fazla enerji tüketeceğimiz anlamına geliyor. Türkiye'nin önceliklerinin en başında enerjide dışa bağımlılığı azaltmak ve kendi kaynaklarından azami derecede istifade etmek vardır. Milli enerji ve maden politikamız ile daha çok yerli, daha çok yenilenebilir stratejimizin hedefi enerjide dışa bağımlılığımızı sıfırlamaktır.
"AVRUPA'DA 5. DÜNYADA 11. SIRADAYIZ"
Değerli arkadaşlar, enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, verimliliğin artırılması ve yenilenebilir enerji kaynaklarının değerlendirilmesine büyük önem veriyoruz. Hâlihazırda yenilenebilir enerji kurulu gücü bakımından Avrupa'da 5. dünyada 11. sıradayız. 2020-2035 yıllarını kapsayan Türkiye Ulusal Enerji Planı'yla inşallah çok daha iyi yerlere gelmenin çabası içindeyiz. Buna göre 2025 yılı sonu itibarıyla 40 bin MW olan güneş ve rüzgâr kurulu gücümüzü 2035 yılında 120 bin MW'a çıkarmayı hedefliyoruz. Bu hedefe ulaşmak için toplam 80 milyar dolarlık yatırım yapacağız. Ayrıca rüzgâr ve güneş kurulu gücünün sisteme entegrasyonu için yeşil iletim altyapısı inşa edeceğiz. Yine aynı dönemde 5 bin megavatlık deniz üstü rüzgâr kapasitesi oluşturma niyetindeyiz. Son 20 yılda yenilenebilir enerji alanında kat ettiğimiz mesafe, bu hedefleri gerçekleştirme noktasında bizlere güven veriyor. Bakınız, 2025 yılında toplam kurulu gücümüz 38 bin 820 megavattı. Yenilenebilir enerjinin bundaki payı ise yüzde 33'ün biraz üzerindeydi. Kurulu güç içerisinde güneş enerjimiz yoktu. Nisan sonunda ülkemizin kurulu gücü 125 bin 410 MW'a yükselirken yenilenebilir enerji kapasitesinin payı da yüzde 62,5'a çıktı. Bir diğer çarpıcı rakam şudur. Türkiye'nin kurulu gücünün 26 bin 770 MW'ı bugün güneş enerjisinden geliyor. Elektrik üretiminde ise benzer bir başarıya imza attık. 2005 yılında toplam elektrik enerjisi üretimimiz 162 bin gigavat saatken yenilenebilir kaynakların bundaki payı sadece yüzde 24'tü. 2025 yılı sonu itibarıyla elektrik enerjisi üretimimiz 363 bin gigavat saate, yenilenebilir kaynakların üretimdeki payı ise yüzde 43,3'e ulaştı. Şüphesiz bunlar ülkemiz adına gurur verici oranlardır. Fakat Türkiye'nin gerçek potansiyeli bunun çok çok üstündedir.
"TÜRKİYE'NİN KAYNAKLARINI MİLLETİMİZ İÇİN KULLANMAYA DEVAM EDECEĞİZ"
Ülkemizin 140 bin MW rüzgâr enerjisi potansiyeline, 53 bin MW yüzer güneş enerjisi potansiyeline, yıllık 3,9 milyon ton eş değer petrol biyokütle potansiyeline, 4 bin 500 MW gücünde jeotermal tesisi kurulabilecek potansiyele, yıllık 180 milyar kilovatsaat hidroelektrik potansiyeline sahip olduğunu değerlendiriyoruz. Çevreci maskeli marjinallerin engelleme çabalarına rağmen bu büyük potansiyeli hayata geçirmekte kararlıyız. Nasıl bundan 13 sene önce 3-5 tane ağacın yerinin değiştirilmesi bahane edilerek sokaklarımızı ateşe veren gezici vandallara boyun eğmediysek, bugün de insanımızın çevre hassasiyetini istismar edenlere, yenilenebilir enerji yatırımlarımızı sabote etmeye çalışanlara teslim olmayacağız. İster hidroelektrik, ister rüzgâr ve güneş enerjisi, ister nükleer güç santralleri olsun, Türkiye'nin kaynaklarını milletimiz için kullanmaya devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlar, bu kararlılığımızın en net göstergesi birazdan hizmete aldığımız proje ve yatırımlardır. 2025 yılında 78 ilimizde irili ufaklı toplam 7 bin 110 adet elektrik üretim santrali hizmete girmiştir. Santrallerin toplam yatırım değeri yaklaşık 5,6 milyar dolar, kurulu gücü ise 8 bin 313 MW'tır. Bunun 6 bin 63 MW'ını güneş, 1 bin 946 MW'ını rüzgâr santralleri oluşturuyor. Bu yatırımların yıllık üretim kapasitesi ise 7,3 TWh'dir. Eğer biz bu elektriği yenilenebilir kaynaklar yerine doğal gazdan karşılamış olsaydık, 3,5 milyar metreküp doğal gaza ihtiyaç duyacaktık. Karşılığında da 1,8 milyar dolar ödeme yapacaktık. Bugün hizmete aldığımız yatırımlarla böyle bir faturadan kurtulmuş olduk."





