Hakkari Milletvekili Öznur Bartın, Halep’in Şêxmeqsûd, Eşrefiyê ve Beni Zêd mahallelerinde Aralık ayının son günlerinden itibaren yoğunlaşan saldırıların Meclis gündemine taşıdı. Bartın, söz konusu mahallelerin uzun süredir sivil nüfusun yoğun yaşadığı ve görece istikrarlı bölgeler olduğunu belirterek, ağır silahlar ve topçu atışlarıyla gerçekleştirilen saldırıların siviller açısından ciddi sonuçlar doğurduğunu ifade etti.
Sivil Kayıplar ve İnsan Hakları İddiaları
Soru önergesinde yer alan bilgilere göre, saldırılarda kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu yaklaşık 300 sivilin yaşamını yitirdiği, en az 271 kişinin kaçırıldığı ve çok sayıda kişinin akıbetinin bilinmediği yönünde iddialar bulunuyor. Bartın, sivil yerleşim alanları, ibadethaneler ve kamusal yapıların hedef alındığına dair basına ve insan hakları örgütlerine yansıyan bilgilerin, uluslararası insancıl hukukun ihlal edildiği yönünde ciddi endişeler yarattığını kaydetti.
Paramiliter Gruplar ve Türkiye İddiaları
Önergede, Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ile Suriye Milli Ordusu (SMO) bünyesindeki bazı grupların saldırılarda rol aldığına ilişkin iddialara da yer verildi. Bartın, Türkiye’nin desteklediği öne sürülen bu grupların sahadaki faaliyetlerine dair kamuoyunda tartışmalar bulunduğunu belirterek, Millî İstihbarat Teşkilatı’nın bölgede gerçekleştirdiği görüşmeler sonrası askeri hareketliliğin arttığına dair iddiaların açıklığa kavuşturulması gerektiğini vurguladı.
Uluslararası Hukuk Vurgusu
Bartın, Cenevre Sözleşmeleri ve Roma Statüsü kapsamında sivillerin korunmasının devletler için bağlayıcı bir yükümlülük olduğuna dikkat çekerek, sivillerin kasıtlı şekilde hedef alınması, zorla yerinden edilmesi ve kaçırılmasının savaş suçu ve insanlığa karşı suç kapsamına girdiğini hatırlattı. Halep’te yaşananların bu tanımlarla örtüştüğünü ileri sürdü.
Bakanlara Yöneltilen Sorular
Bartın, üç bakana şu soruların yanıtlanmasını istedi:
-
Halep’te sivillerin hedef alındığı saldırılar sürecinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’nın bilgisi ve onayı dâhilinde herhangi bir siyasi, askeri veya istihbari koordinasyon bulunup bulunmadığı,
-
Sivil kayıplar ve kaçırılmalara ilişkin iddialar karşısında yürütme tarafından başlatılmış bir idari, siyasi veya hukuki inceleme olup olmadığı,
-
Sivillerin korunmasına yönelik yükümlülükler çerçevesinde etkili bir tutum alınmamasının siyasi sorumluluğunun kimlere ait olduğu,
-
Arap ve Kürt toplumları arasında etnik gerilim riskine karşı barışçıl ve kapsayıcı bir siyasi yol haritası hazırlanıp hazırlanmadığı,
-
Yaşanan gelişmelerin Türkiye’de toplumsal barış ve demokratik çözüm sürecine etkilerine karşı hangi somut adımların atılacağı.
Barış ve Diyalog Çağrısı
Bartın, soru önergesinde Türkiye’nin çatışmaları derinleştiren bir pozisyon yerine, sivillerin korunmasını ve diyalog süreçlerini önceleyen, uluslararası hukukla uyumlu bir rol üstlenmesinin bölgesel barış açısından önem taşıdığını belirtti.





