Bazı hikâyeler sessiz başlar ama yankısı uzun sürer. Bir çocuğun annesinin eski elbiselerini kesip yeniden dikmesiyle başlayan bir hayal, yıllar sonra Avrupa şehirlerinde vitrinlere, davetlere ve kadınların aynaya baktığında hissettiği o ilk güven duygusuna dönüşür.
Sera Güder’in hikâyesi tam olarak böyle bir yerden filizleniyor.

Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde doğan Güder, modayı bir meslekten çok bir ifade biçimi olarak görüyor. Bugün Kürt geleneksel kıyafetlerini çağdaş formlarla yeniden yorumlayan bir tasarımcı olarak Van’da üretim yapıyor; tasarımları Almanya’dan Fransa’ya, Avrupa’nın farklı kentlerinde kadınlarla buluşuyor. Ancak onun için bu yolculuk bir “ulaşılmış başarı” değil, hâlâ devam eden bir yürüyüş.

Bir Coğrafyadan Doğan Estetik

Sera Güder’in tasarımlarında yalnızca kumaş, renk ve desen yok. Bir coğrafyanın hafızası, bir kadının direnci ve görünür olma arzusu var. “Bu topraklara çok şey borçluyuz” derken, bunu romantik bir söylem olarak değil, üretimin merkezine koyduğu bir gerçeklik olarak ifade ediyor.

Yüksekova’yı başlangıç noktası olarak tanımlıyor, Van’ı ise bilinçli bir tercih. Moda üretiminin merkezlerden uzak yapılmasının zorluklarını inkâr etmiyor. Kumaşa erişim, hammadde, teknik imkânlar… Hepsi başlı başına bir mücadele alanı. Ancak Van’ın ona sunduğu şeyin yalnızca fiziksel bir mekân olmadığını söylüyor: “Burada üretmek bana alan açtı. İnsanlar, ilişkiler, dayanışma… Bunlar büyük bir güç.”

Çocukluktan Bugüne Değişmeyen Bir Tutku

Güder’in moda ile kurduğu bağ tesadüfi değil. Ailesinde bu alana dair bir örnek olmamasına rağmen, çocuk yaşlardan itibaren ne yapmak istediğini biliyor. Annesinin eski kıyafetlerini dönüştürerek davetlere katılan küçük bir kızdan, bugün kendi imzasını taşıyan tasarımlar yaratan bir modacıya uzanan bu çizgi, onun için hiç kopmamış.

“Başka bir meslek hiç düşünmedim” diyor. Moda, onun için bir tercih değil; içten gelen, adı konulamayan ama hep var olan bir yönelim.

Kültür, Sorumluluk ve İnce Bir Çizgi

Kürt yöresel kıyafetlerini modernize etmek, beraberinde eleştirileri de getiriyor. Güder bu eleştirilerin farkında ama çizgisinden emin. Ona göre mesele modernleştirmek değil; doğru, saygılı ve içeriden bir dönüşüm yaratmak.

“Kültür sömürüsü yapmıyorum” diyor net bir şekilde. “Bu benim kültürüm. İçinden geldiğim, yaşadığım, bildiğim bir yer.”
Bu yüzden tasarımlarında egzotikleştirme ya da yüzeysel bir folklor yok. Bunun yerine, geçmişle bugün arasında kurulan bilinçli bir bağ var.

Kıyafet Bir Hafızadır

Sera Güder için kıyafet yalnızca estetik bir nesne değil. Bir halkın hikâyesini taşıyan, bazen politik, bazen sessiz ama her zaman anlam yüklü bir dil. “Bir toplumun ne giydiğine bakarak, nasıl yaşadığını, sanata nasıl baktığını anlayabilirsiniz” diyor.

Bugün Kürt yöresel kıyafetlerinin daha görünür olmasını umut verici buluyor. Gençlerin davetlerde bu kıyafetleri gururla taşımasını, sanatçıların ana dillerinde üretim yapmasını, tasarımcıların kendi kültürlerini merkezine almasını bu dönüşümün önemli parçaları olarak görüyor.

Avrupa’ya Açılan Kapı

Avrupa’ya yapılan satışlar, özellikle Almanya ve Fransa’dan gelen talepler, onun için büyük bir motivasyon kaynağı. Ancak bu başarıyı bir son değil, bir eşik olarak tanımlıyor. Yurt dışında yaşayan Kürt kadınlarının memleketle kurduğu duygusal bağı tasarımlar üzerinden güçlendirebilmek, onun için en anlamlı geri dönüşlerden biri.

“Henüz yolun başındayım” diyor. Çünkü hedefi net: Güçlü, kalıcı ve dünya çapında tanınan bir marka yaratmak.

Güçlü Kadın İmajı

Güder’in tüm tasarımlarının merkezinde tek bir arzu var:
Bir kadının, onun diktiği bir kıyafeti giydiğinde aynaya bakıp kendini güçlü hissetmesi.

Bugün geçmişteki küçük Sera’ya dönüp bir şey söyleyecek olsa, cümlesi kısa olurdu: “Doğru düşünüyordun.”

“Fistanlarınızı giyin, zılgıtlar eşliğinde halay çekin.”

Muhabir: VİYAN ORHAN