Ağrının temel amacının bizi hayatta tutmak olduğunu ifade etmiştim. Özünde ağrı, hayatta kalmayı desteklemek amacıyla geliştirilen, fizyolojik ve davranışsal başa çıkma mekanizmaları barındıran bir durumdur.

Biz sağlık uzmanları, ağrıyı değerlendirirken görüntülemelerde bir şey bulamadığımızda “senin ağrın psikolojik” hatasına çok düşeriz. Öncelikle iki olguyu anlatarak devam etmek istiyorum.

1. Olgu: Organik temelli ağrı.
Organik temelli ağrıyı, görüntülemelerde ağrının sebebinin net olarak ortaya çıktığı bir durum olarak düşünebiliriz. Örneğin, safra taşı kaynaklı safra kesesi ağrısı; burada ağrının sebebi doğrudan safra taşına bağlanabilir.

2. Olgu: Organik olmayan ağrı.
Burada ise görüntülemelerde ağrının sebebi net olarak bulunamaz. Örneğin fibromiyalji veya görüntüleme tekniklerinde sebebi net bulunamayan herhangi bir baş ağrısı tipi.

Organik olmayan, yani görüntülemelerde sebebi bulunamayan ve ağrı yaşayan bir kişiye sıklıkla şunu deriz: “Senin ağrın psikolojik, psikoloğa gitmelisin.” Gerçekten ağrı yaşayan birine bunu söylediğimizde, hasta kendini daha mağdur hissedebilir. Bu kez başka bir doktor dener; orada da çözüm bulamayınca durumu daha da ağırlaşır. Terapiden terapiye dolaşarak bir kısır döngünün içinde hapsolur.

Aslında biz sağlık uzmanları, ağrının gerçek doğasını anlayıp “psikolojik” ağrıyı anlatırken farklı bir yaklaşım benimseyebiliriz. Bu durumu yaşayan kişilere, birçok ağrının aslında moleküler bir temelde ortaya çıktığını, mevcut görüntüleme teknikleriyle bunun her zaman tespit edilemeyebileceğini, ancak ağrının tamamen gerçek olduğunu ifade ederek yaklaşabiliriz.

Stres bilimi, stres ile ağrı arasında güçlü bir ilişki olduğunu ve bu bağlantının giderek daha iyi anlaşıldığını ortaya koyuyor. Stresin ve psikolojik durumun beden üzerindeki etkileri artık yadsınamaz bir gerçek ve bu etkiler moleküler düzeyde gerçekleşiyor.

Görüntülemelerde ağrısının sebebi bulunamayan insanlara “senin ağrın psikolojik” demek yerine, bunu daha bilimsel bir temelde anlatmanın zamanı gelmedi mi?

Bence geldi, geçiyor bile…