Temelli, söz konusu kararın “hukuk faciası” olduğunu savunarak konuyu Meclis gündemine taşıdı ve Adalet Bakanlığı’na çağrıda bulundu.
Temelli yaptığı açıklamada, davanın temelinin 2009 yılında açılan bir soruşturma ve 2010 yılında başlayan yargı sürecine dayandığını belirterek, dosyada yer alan delillerin “uydurulmuş” olduğunu iddia etti.
Söz konusu iddianamenin, daha sonra hakkında işlem yapılan ve şu anda aranan bir savcı tarafından hazırlandığını öne süren Temelli, gizli tanık beyanlarının da güvenilir olmadığını ifade etti.
“İstinafın Bozma Kararı Yok Sayıldı”
Kararın yargı sürecindeki gelişmelere rağmen değişmediğini belirten Temelli, istinaf mahkemesinin daha önce verdiği bozma kararına rağmen yerel mahkemenin hükmünde ısrar ettiğini söyledi. Bu durumun açık bir usulsüzlük olduğunu savunan Temelli, “İstinafın bozma kararının çiğnenmesi kabul edilemez” dedi. Temelli ayrıca, davanın uzun süre ilerlemediğini ancak Hakkâri Belediyesi’nin kazanılmasının ardından sürecin hızlandığını öne sürdü. Akış hakkında verilen cezanın 13 gün gibi kısa bir sürede karara bağlandığını dile getiren Temelli, bunun “siyasi bir müdahale” izlenimi yarattığını ifade etti.
“Zamanlama Manidar”
Kararın verildiği zamana da dikkat çeken Temelli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısında yaptığı “olumlu atmosfer” ve “kardeşlik” vurgusuna işaret ederek, mahkeme kararının hemen ardından gelmesini “manidar” olarak değerlendirdi.
Adalet Bakanlığı ve HSK’ya Çağrı
Temelli, söz konusu yargı kararına karşı tüm yasal yolların kullanılacağını belirterek, Adalet Bakanlığı ve Hakimler ve Savcılar Kurulu’na çağrıda bulundu. Temelli, yargı sürecinin incelenmesi ve sorumlular hakkında işlem yapılması gerektiğini söyledi.
Akış hakkında verilen 19 yıl 6 aylık hapis cezası ve ardından gelen siyasi tepkiler, yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.





