Kimi insanlar ömrünü gerçekten yaşar, kimi ise günlerin geçmesini bekler.

Sabah aynı telaş, akşam aynı yorgunluk...

Bir ömür, başkalarının biçtiği kalıpların içinde usul usul eksilir. Oysa insan sadece nefes almak için gönderilmedi bu dünyaya. İçine yerleştirilen bir ses, bir yetenek, bir merak, bir ateş vardı. Kimi susturdu onu, kimi erteledi. “Bir gün”. dedi. Ama o gün, çoğu zaman hiç gelmedi

En acısı da başarısız olmak değildir.
En acısı, hiç denememektir.

Çünkü insanın en büyük pişmanlığı, kaybettikleri değil; cesaret edemedikleridir. Söylenmeyen sözler, yazılmayan satırlar, çalınmayan notalar, çıkılmayan yollar...

Hepsi insanın içinde sessizce yaşamaya devam eder.

Hayat, herkesin aynı hikâyeyi yaşaması için verilmedi. Kiminin kalemi güçlüdür, kiminin sesi, kiminin elleri, kiminin yüreği..

Her insanın bu dünyaya bıraktığı iz birbirinden farklıdır. Kendini başkalarıyla yarıştırarak değil, kendini tanıyarak bulur insan.
Belki de en ağır yük, başkasının hayatını yaşamaya çalışmaktır.
insan, kendine ait olmayan bir ömrü ne kadar güzel yaşarsa yaşasın, içinde hep eksik kalan bir yer olacaktır...

O boşluğu para doldurmaz, alkış doldurmaz, unvan doldurmaz. Insanı tamamlayan tek şey, yaratıldığı hakikate biraz olsun yaklaşabilmesidir...
Tutku dediğimiz şey, sadece sevmek değildir.
insanın içini diri tutan, sabah uyandığında gözlerine anlam veren sebeptir... Yorulsa da vazgeçmemesini sağlayan güçtür. Düştüğünde yeniden ayağa kaldıran inançtır.
Çünkü hayatın uzun olması değil, dolu olması önemlidir(!)
Bir gün hepimiz ardımızda yarım kalmış cümleler bırakacağız...

Mesele, o cümlelerin içinde
"Keşke." kelimesinin ne kadar yer kapladığıdır(!)
Bir düşünsene...

ölüp gidiyorsun ve Allah sana diyor ki:
"Ben seni muhteşem bir piyanist olarak yaratmıştım ama sen bir kere bile piyano çalmayı
denemedin."
Hayat kısa, tutkunu bul.