Başlarken her şeyden azade ve tarafsız bir yaklaşımla, siyaset üstü tabirine uyumlu şekilde; ilçenin, memleketin ihmal edilen, suistimale açık bırakılan her türlü durumuna nabız ve ses olabilmeyi fahri bir görev olarak hissettiğimi ifade ederek bu mecrada ilk adımımı atmış oluyorum. Öyle ki, bir okur kitlesine hitap etmek ve o kitlenin sesi olabilmek; fikir ve duygularına tercüman olmak, her şeyden önce cesaret temelli bir özveriyi mecbur kılar.
Bunun farkında olarak, birey olmanın ötesinde tüzel kişiliğimin de omuzlarıma yüklediği sorumluluğun ağırlığını hissediyor; ince eleyip sık dokumak adına gücü ve cesareti de heybeme alarak yol alabileceğimi umut ediyorum.
Bir ironiyle, tıpkı meclis yemini gibi bir giriş ile başlangıç yapalım o halde :) (Meclis ve benzeri yeminlerin de ayrıca tartışma konusu olduğu kesindir.)
Sıradan bir birey olmaktan öteye; yörenin, ilçenin ve insan olmanın bazı fahri mesuliyetlerinin olduğuna olan inancımı da hesaba katarak, tarafsızlık ilkesine bağlılıkla doğruyu ve hakkaniyet temelli haykırmamız gerektiğine inanıyorum.
Bu toplumun bir ferdi olmaktan öte; çoğunluğun kabul gördüğü hayatın sadece yemek, içmek ve üremekten ibaret olamayacağını, bunun yalnızca hayvanlara özgü olduğunu; biz, komplike düşünebilen toplulukların ise şapkamızı önümüze koyup bu teslimiyet durumunu nasıl kabul ettiğimizi sorgulama basiretinden imtina etmememiz gerektiğini düşünüyorum.
Hak temelli ve adil paylaşım gerektiren kanun ve konularda liyakatsizliğin tavan yaptığı güzelim memleketimizde; bir kişinin, bir ailenin, belli bir zümrenin ya da bir aşiretin çıkarını umarsızca kayıran ve bu yapının çarkına su taşıyanları da gözden kaçırmamamız gerektiğine inanıyorum.
Üç maymunu güle oynaya icra ederken; üç bilinmeyenli denklemlerde neden ve niçin ile boğduruluyor oluşumuzun cevaplarını aralamamız gerektiğini düşünüyorum.
Diğer taraftan; okuyoruz, tarıyoruz, yazıyoruz; ancak tamamı yanlı ve tek kaynaktan olunca, tekrar eden sonuçtan medet umar hale geliyoruz. Bu duruma da içten içe hesap sormamız gerektiğini düşünüyorum.
Tecrübelerimizden, okumalarımızdan ve birikimlerimizden; sorgulayıcı, eleştirel ve yapıcı sonuçlar çıkarmamız gerektiğine inanıyorum. Kibir biriktirip toplum mühendisi kesilen, üstüne bir de siyaset gurusu sarhoşluğuyla ahkâm kesenlere tanıklık etmemize rağmen, neden bu durumdan ısrarla imtina etmemiz gerektiğini de sorgulamalıyız.
Daha nice, ne olduğu belirsiz karanlıklarda içsel ışığımızı görmezden gelirken; başkasının yaktığı sellektörün peşine takılıp, karanlık tünellerden aydınlığa açılan kapıları defaatle aralamamız gerektiğini unutmamalıyız.
Ve olan bitene seyirci olup ortak olmak mı, yoksa itiraz ederek, hesap sorarak —karşı mahalleli olma pahasına— ne yapmalı? sorusuna cevap aranmalıdır.
Böyle devam ederek, dilimiz döndüğünce ve ortak duyguda güçlendikçe; yazmaya, aktarmaya, hesap sormaya ve eleştirmeye gayret edeceğiz. Lakin altını çizmekte fayda var ki; yazmak, karalamak, toplum mühendisliği taslamak ve oturduğumuz yerden klavye aşındırmak işin en kolayıdır bunun da farkındayız elbet.
Bu çerçevede; ya Gandhi’ye ya da Lao Tzu’ya atfedilen şu sözün ne denli anlamlı olduğuna ve bizim birey, toplum olarak bunun neresinde konumlandığımıza bir bakalım:
Düşüncelerine dikkat et, sözlerin olur; sözlerine dikkat et, eylemlerin olur; eylemlerine dikkat et, alışkanlıkların olur; alışkanlıklarına dikkat et, karakterin olur; karakterine dikkat et, kaderin olur.
Ne güzel ifade edilmiş, değil mi? Peki neden paylaştım bunu? Çünkü en basiti bu…ben ya da bir başkası; çokça fikir, muhakeme, tespit, öneri, eleştiri ve temenni de yazabiliriz.İşte asıl mesele burada.
Yani söylem ile eylemin tutarlılığı tam da bu noktada önem kazanıyor. Bir insanın ne söylediğinden çok, söylediğini ne kadar yaşadığı belirleyicidir. Aksi takdirde, “Bir lafa bakarım, bir de lafı söyleyene” sözünün zihnimizde canlanması kaçınılmaz olur.
Kısacası; söylem ve eylemde tutarlılık olmazsa, ağzımızla kuş tutsak dahi bunun bir karşılığı olmaz. Bizler de iki üç kelimeyi bir araya getirme gayreti içinde olanlar olarak bu durumdan azade değiliz.
Sonuç olarak; bir merhabasına ve tanışma vesilesiyle kendimi ifade etmeye çalıştığım bu yazının sonuna gelirken, tekrar altını çizmek isterim: sıradan bir birey olmanın ötesinde, ait olduğum toplumun bir parçası olarak üzerime düşen sorumluluğu; dilim döndükçe, kalemim de el verdikçe Şemdinli’den aktarmaya gayret edeceğim.
Sağlıkla ve umutla kalın.
(Bir sonraki yazımın konusu: Şemdinli’de sosyal yaşam alanlarının gasp edilmesi ve buna dair planlanan projelerin neden ve hangi sebeplerden dolayı sekteye uğradığı üzerine olacak.)