Gereksiz Mücadelelerin Yorgunluğu
Hayat insana sayısız cephe açar. Bazılarına koşarsın, bazılarına yetişirsin, bazılarını ise geride bırakırsın. Ama bir noktadan sonra anlarsın ki her savaş senin değildir.
İnsan hayatında öyle bir dönem gelir ki koşu biter; aslında varman gereken yere çoktan varmışsındır.
Her kayıp bir yenilgi değildir. Bazı savaşlar sessizce kaybedilmek için vardır. Çünkü kimi kayıplar, insanı tüketmek yerine kurtarır. Her tartışma büyütmez, her mücadele yüceltmez, her yara olgunlaştırmaz. Aksine, bazı savaşlar insanı sadece yorar ve içten içe tüketir.
Kazanırken Kaybetmek
Bazı mücadeleleri kazansan bile aslında kaybedersin. Çünkü o süreçte en değerli şeyini, iç huzurunu yitirmişsindir.
İşte insan tam da o noktada büyümeye başlar.
Olgunluk; sürekli savaşmak değil, hangi savaşın verilmeye değer olduğunu bilmektir. Bazen birinin seni yanlış anlamasına izin vermek, kendini anlatmaya çalışmaktan daha değerlidir. Bazen susmak, haklı olduğunu kanıtlamaktan daha onurludur.
Ruhu kirleten bir zaferdense, o mücadeleye hiç girmemek çok daha akıllıcadır.
Sessizliğin Gücü
Toplum bize sürekli mücadeleyi öğretir: “Diren, pes etme, kendini kanıtla.”
Ama kimse şunu söylemez: Her savaş seni büyütmez.
Oysa insan çoğu zaman savaşarak değil; susarak, geri çekilerek ve kendini koruyarak kazanır. Bu farkındalık, hayatın en büyük kazanımlarından biridir.
Modern Dünyanın Görünmeyen Savaşları
Bugün içinde bulunduğumuz sistem, kendi savaşını yürütürken insanları da bu mücadelenin içine sürüklüyor. Kapitalist düzen, çoğu zaman istemeyenleri bile savaşın bir parçası haline getiriyor.
Ve ne yazık ki bu savaşta kaybedenler, genellikle savaşmak istemeyen, sadece hayatta kalmaya çalışan insanlar oluyor.
Hiçbir savaşın gerçek bir kazananı yoktur. Her savaş, kendi çapında bir yıkım getirir. Bazen kendini hiç istemediğin bir mücadelenin ortasında bulursun. Bu, ekonomik bir savaş olabilir ya da başkalarının kurduğu bir düzenin içinde sıkışıp kalmak…
İşte en zor olan da budur: Senin olmayan bir savaşın içinde, çaresizce var olmaya çalışmak.
İşsizliğe Karşı Verilen Gerçek Mücadele
Bugün bölgemizde, özellikle ilçemizde işsizlik ciddi bir sorun haline gelmiştir. Nüfus hızla artarken, buna karşılık iş sahalarının ve altyapının aynı hızla gelişmemesi, çaresizliği büyütmektedir.
Oysa çözüm, dışarıda değil; kendi içimizdedir.
Tarım ve hayvancılık kooperatifleri kurulmalı, üretim yeniden canlandırılmalıdır. Yaylalar üretime açılmalı, yerel potansiyel doğru değerlendirilmelidir. Her bölgenin kendine özgü bir üretim gücü vardır ve bu güç doğru kullanıldığında işsizlik büyük ölçüde azaltılabilir.
Ya Üreteceğiz Ya Tükeneceğiz
İlçemiz bir turizm merkezi değil, büyük sanayi yatırımlarına da sahip değil. O halde elimizdeki coğrafya neyi gerektiriyorsa onu üretmek zorundayız.
Aksi halde iki seçenekle karşı karşıya kalırız:
Ya özümüze dönüp üretiriz, ya da başka şehirlerde düşük koşullarda çalışmayı kabul ederiz.
Bir kurtarıcı beklemek, zaman kaybetmektir. Oysa gençler bir araya gelerek kooperatifler kurabilir, ortak üretim modelleri geliştirebilir. Bu topraklarda bunu başarabilecek potansiyel fazlasıyla vardır.
Kendi Gücünü Keşfetmek
Sürekli dert yanarak, başkalarından medet umarak bir yere varılamaz.
“Hazır balık” beklemek yerine, balık tutmayı öğrenmek gerekir. Çünkü kalıcı çözüm, üretmekten ve kendi ayaklarının üzerinde durmaktan geçer.
Siyasetin vaatlerine ya da geçici çözümlere bel bağlamak yerine, gençlerin kendi gücüne inanması gerekir.
Bir elin nesi var; ama birçok elin gücü, bir geleceği inşa edebilir.
Son Söz
Unutulmamalıdır ki en büyük mücadele, doğru savaşı seçebilmektir.
Ve en büyük güç, insanın kendi potansiyeline inanmasıdır.
Kendinize güvenin. Bir araya gelin. Üretin.
Çünkü sizi kurtaracak olan, yine sizsiniz.