İnsan, kaybettiği birinin ardından önce sessizliği fark ediyor; sonra o sessizliğin içinde, artık yaşanamayacak günlerin ayak seslerini duyuyor. Birlikte sorulacak sorular, tamamlanacak konuşmalar, akşamüstüne bırakılmış bir yürüyüş, soğumadan içilecek bir çayın buharı... Hepsi, hayatın kıyısında yarım kalmış birer ihtimal gibi duruyor. Ölüm, bir insanı hayattan çekip alırken onunla birlikte geleceğe açılan yolları da kapatıyor. Geçmiş ile gelecek arasındaki ince köprü bir anda yıkılıyor. İnsan, köprünün iki ucunda kalıyor. Bir yanında yaşanmış günler, öte yanında artık hiçbir takvime sığmayacak kadar uzak ihtimaller. Aradaki boşlukta tek bir kelime yankılanıyor. "Keşke"...

Takvimler bu boşluğu dolduramıyor. Her günün karşısına yeni bir tarih yazılıyor, hiçbir tarih kaybedilmiş bir anın yerine geçemiyor. Sayfalar çevriliyor, insan aynı yerde kalıyor. Ocak geçiyor, bahar geliyor, yazın sıcaklığı duvarlara vuruyor. Sonbahar, ağaçların hafızasını yaprak yaprak yere bırakıyor. Kış, sokakların sesini içine çekiyor. Mevsimler kendi düzeninde dönüyor. İnsan ise bir tarihin kıyısında, artık dönmeyecek birinin bıraktığı zamana bakıyor. Takvim ilerledikçe mesafe büyüyor hafıza, mesafeyi tanımayan inatçı bir nehir gibi aynı yere akıyor. Zaman uzaklara götürüyor, anılar geri getiriyor. Birinin yokluğu büyüdükçe, onunla yaşanabilecek zamanın gölgesi de büyüyor.

İnsanın zamana karşı en büyük yanılgısı, önünde hep yeterince gün bulunacağını sanması. Hayat, geniş bir yol gibi görünürken ayaklarımızın altında sessizce kısalıyor. Ertelediğimiz her şey, yarına bıraktığımız her insan, içimizde susturduğumuz her cümle, ömrün görünmeyen bir köşesinde birikiyor. İnsan kendini geleceğe hazırlarken, geleceğin de kendisi için hazırlanmadığını unutuyor. Kapısını çalmayı sonraya bıraktığı evler, söylemeyi beklettiği sözler, sarılmayı ertelediği bedenler bir gün geçmiş zamanın içine düşüyor. Sonra o "bir gün", takvimde hiç açılmamış bir tarihe dönüşüyor.

İnsanın kendine geç kalışı da burada başlıyor. Kendi hayatını sürekli daha sonra yaşamak üzere kenara kaldırıyor. Bir işin bitmesini, bir borcun kapanmasını, bir yolculuğun tamamlanmasını, havanın düzelmesini bekliyor. Hayat, bütün bu bekleyişlerin arasından sessizce geçip gidiyor. İnsan, zamanı tutmak için ellerini açtığında avuçların da saatler, yaşanmamış anların boşluğu kalıyor. O boşluk büyüdükçe anlıyor ki hayatın en büyük kaybı geçen yıllar değil de içinden geçerken farkına varamadığımız, bir daha kapımızı çalmayacak anlardır.

Ve belki insanın bütün ömrü, kaçırdığı o tek ana doğru yürümekten ibaret. Bir sesin son kez duyulduğunu bilmeden dinlemek, bir yüzün son kez karşımızda durduğunu bilmeden bakmak, bir elin son kez elimizde olduğunu bilmeden tutmak... Zaman, insana vedaları önceden haber vermiyor. Son an, yaşandığı sırada sıradan bir anın yüzünü taşıyor. Değeri, kapı kapandıktan sonra anlaşılıyor. İşte insanın yüreğinde en uzun süre kalan da o oluyor... Yaşarken farkına varamadığı bir anın, ömrünün geri kalanına dönüşmesi...

Zamanın gerçek yüzü, saatlerin ilerleyişinde saklanmıyor. Bir insan hayatımızdan çıktığı gün, geride kalan bütün saatlerin anlamı değişiyor. Duvar aynı duvar, pencere aynı pencere, sabah aynı sabah, evin içinden bir ses çekildiğinde sessizliğin bile başka bir adı oluyor. O günden sonra takvim yaprakları yere düşerken, insan her yaprağın altında kaybolmuş bir günü arıyor. Birlikte yürünmüş yollar, akşamın solgun ışığında uzayıp giden eski bir hatıraya dönüşüyor. Mekanlar boşluklarını koruyor, fincanlar bir elin sıcaklığını unutuyor, kapılar açılmayı bekleyen eski bir alışkanlıkla sessizce duruyor. Geçmiş, insanın peşinden gelen uzun bir gölgeye dönüşüyor hatıralar, kapanmış kapıların ardında bekleyen sessiz tanıklar gibi her adımda yetişiyor ona. Bir insan öldüğünde, hayatın bir kapısı kapanıyor, o kapının ardında yaşanamamış bütün gelecekler, uzun bir gecenin içinde sessizce kalıyor. İnsan, ömrünün geri kalanında artık var olmayan bir geleceğin gölgesini taşıyor.

İnsan, zamanı kaybettiğini sandığı yerde aslında bir anı kaybediyor, o anın içinde ise bir ömrün kendisi sessizce elinden çekiliyor...