Uzun zamandır birbirlerine karşı bilenen ABD-İsrail bloğu ve binlerce yıllık devlet geleneğine sahip İran masada pazarlıklar devam ederken ansızın bir gece yarısı ABD ve İsrail’in yoğun hava bombardımanı ile resmi olarak bir savaşın başladığını ilan etmiş oldu.
Yakın tarihli Birinci ve ikinci dünya savaşı ve de diğer birçok bölgesel savaşın başlangıç sebeplerine baktığımızda genel olarak günümüz savaşlarına oranla daha makul sebeplerden kaynaklandığını görürüz.
Amerika-İsrail, İran savaşı ise uzun yıllardır hazırlığı yapılan bir savaş olmakla beraber Amerika’nın direkt İran’ın en başını ve komuta kademesini hedef alıp imha etmesi ile savaşın başlangıç saatlerinden itibaren kuralsız bir savaş olacağını belli ediyordu.
Nihayet öyle de gelişti ve de devam ediyor. ilk günlerde ABD ve İsrail’ in yaptıkları açıklamalar ile üç dört haftalık yoğun bombardıman ile altyapı-üstyapı, enerji, iletişim ve ticari kanalları işleyemez hale getirip ardından bölgedeki müttefikler ile dört bir yandan karadan vurup sistemi tamamen bloke etmek vardı. Daha sonra da Irak’ta Suriye’de ve en son Venezuela’da ki gibi kendilerinin belirledikleri figürleri öne sürerek kukla bir yönetim ile bir şekil vermekti.
Fakat daha birkaç ay önce on bir yılı aşkın bir süredir sahada Daeş-Işid terör örgütünün hilafet hayallerini tarumar eden Kürtleri ilk fırsatta devre dışı bırakıp Daeş-İşid El Nusra kalıntılarını öne sürerek kredisini büyük ölçüde heba etti.
Günümüzde belki de sahada Amerika İsrail’in en çok ihtiyaç duyduğu güç hem doğa şartları hem coğrafik alanda yüzyıllardır aynı sahada süregelen bir yaşam hem de ABD-İsrail lehine savaşın maddi ağırlığını hafifletecek olan Kürtler ve Kürt savaşçılardır. Ayrıca savaşın ilk günlerinde belirlenen program dahilinde ABD’ den peş peşe gelen Kürtleri sahaya sürme çabalarına dair açıklamalar bu tezimizi doğrular nitelikte.
Yalnız şöyle bir sorun var ki ABD yakın tarihe baktığımızda defalarca Kürtleri sahada öne sürmüş büyük bedeller ödetip sonra onları terk etmiştir.
Bu defa Trump’ın başına buyruk talimatlarına karşı Kürt güçleri gerçek anlamda bir diplomasi yürütmekte ve eğer yüzyıllardır kendi coğrafyalarında her türlü anadan doğma haklarından mahrum bırakılan Kürtler bir bedel ödeyecekler ise bunun da kağıt üstünde bi karşılığı, teminatı olmalı diyerek hesaplarını alt üst etmekte. Böyle de olması gerekiyor elbette.
Zira Kürtler artık Ortadoğu’nun bir numaralı aktörü ‘her müzakere masasının başrolü ve yüzyıllardır aidiyet duyguları ile bağlı oldukları’ yaşadıkları coğrafyalarının birer figüranı veya kurbanlık koyunu değil tam tersine bir numaralı muhatabıdır. Dolayısıyla bir şekillenme olacak ise bunu Kürtleri sahada kullanarak değil onayını alarak çizim yapmanın, taslaklandırmanın tam da zamanıdır bugün.
Belki bugün ABD-İsrail biraz afallamış olabilir, savaş planladıkları şekilde devam etmiyor olabilir ama her ne kadar engebeli ve karmaşık bir coğrafyaya sahip ise de İran’ın bu savaşta kazanabileceği ihtimali yok denilecek derecede düşük.
Savaşın ilk günlerinden bugüne İran’ın ağırlıklı olarak savunma sanayisi, askeri gücü hedef alınmış büyük ölçüde de tahrip edilmiş. Birkaç gün içinde İran’ın enerji, lojistik ve günübirlik yaşamsal sistem ağlarına yönelmesi öngörülen saldırılar ile İran’ın yönetimsel bir kaos içine sürükleneceği gerçeği ile karşı karşıya kalması muhtemel.
Böyle bir senaryoda ne olur peki ?
Binlerce yıllık devlet geleneğine sahip Dariusların, Şapurların yurdu belki de tarihte ilk defa haritaları ciddi biçimde değiştirecek bir savaşta hezimete uğrayıp yenilecek. Şu an için süper güç olarak bilinen ABD’ye karşı bu denli bir direnç göstermelerinin arkasında da böylesi görkemli bir geçmişe ve tecrübeye sahip olmaları vardır.
Edebiyatın, felsefenin ve daha birçok bilim dalının yurdu ataları Sasaniler, Ahamenişler ve Persler olan İran gibi kadim bir ülkenin bu hale gelmesinin birinci sebebi 1979’dan günümüze yönetimi darbe ile alan mollaların matematiği, astronomiyi, edebiyatı, felsefeyi bırakıp kitleyi en iyi kontrol edebilme yöntemi olan din-mezhep teorisi ile İran’ı dış dünyaya kapayıp kapalı bir kutu haline getirmeleridir.
Sınırsız olmayan Askeri mühimmatı olabildiğince dikkatli kullanan İran en iyi taktiği uyguluyor: Savaşı zamana yayıp rakiplerini ekonomik olarak sıkıştırarak kendi içindeki muhalif seslerin yükselmesini ve bir şekilde rejime dokunulmadan masaya oturtmaya çalışıyor. Böylesi bir senaryo da ABD-İsrail için mutlak yenilgi sayılır.
Dolayısı ile ABD-İsrail daha erken sonuç alma hamleleri yapacak diye tahmin ediyorum. Önümüzdeki günlerde Amerika; hem kendi içindeki muhalif sesleri bastırmak hem de dışardan daha fazla destek için 11 Eylül benzeri işlere kalkışabilir, hiç olmadık yerlerde olmadık durumlar gelişebilir. Örneğin, Erbil’ de, Süleymaniye’ de veya bambaşka bi yerde bu tür durumlara karşı hazırlıklı olmak gerekir.
Kuralsız bir savaş, öngörülemeyen hamleler…
Korkarım ki yakın gelecekte bir taraf bariz bir üstünlük sağlamazsa taraflar yepyeni çılgınlıklara başvurabilir özellikle bölgede sosyoekonomik ve enerji krizleri ile karşı karşıya kalmak kaçınılmaz olacaktır.
Bir an önce mazlum halkların daha fazla kanının dökülmediği medeniyetin beşiği Mezopotamya’ da bol çiçekli böcekli bir baharın gelmesi dileklerimle…..