ELEŞTİRİNİN ve HAK ARAMANIN OLMADIĞI YERDE PUTLAŞMA BAŞLAR...(anonim)

MEMARARAT ve TOPLUMSAL GERÇEKLİK

Bireysel sömürü mekanizmasını, halkın acıları üzerinden ortaklaştırarak emeğe çökme ve halkın değerleri üzerinden meşruluğunu dayatma durumunu, Kom ve diğer müzik bileşenleri üzerinden baktığımızda tam manasıyla bir tahakküm olarak okuyabilirmiyiz?

Konu kapanmış olsa da iki kelam ile naçizane beyanımı iletmiş olayım. Buradan Mem’i savunan bir sonuç arayışında değilim elbet. Altını çizmeye çalışacağım gerçeklik; halkın sözlü ya da yazılı temsilcileri, sözcüleri ve seçkinleri ile Kom Müzik ve benzeri yapıların, halk için, gerçekler için temsiliyet noktasında oluşan yetersizlik durumu ile ortaya çıkan, bireysellik ve benmerkezcilik kisvesindeki ısrarcı ve tahakkümcü tutumları sonucunda, adeta cemaat tipi yapılanma ile halkın değer toplamından çıkan ne varsa kendilerine mal etmeleri ile gelinen noktada, tahakkümcü tekelleşme gerçeğinin sorgulanamaması...

90’lı yılların baskı ve zulüm iklimi o günün şartlarına göre çok ağır ve aksaktı. Bu yönü ile, kom müzik; kuruluş misyonu gereği Kürtçenin sanatsal faaliyetlerinde adeta bir bahar ortamıyla sığınak sunması elbet göz ardı edilemez. Gelişen ve değişen koşullarda aynı misyonla, dört mevsim boyunca aynı ruhla baharı koruyarak üretmeye ve daha fazla güçlenmeye devam etmiş midir? diye bakarken, her olgu gibi ya da her yapı gibi zaman içinde kırılmalar ve kaymalar olma durumundan etkilenmiş olduğu görülüyor. Öyleki yaratmış olduğu bahar ikliminin neredeyse meyve veren tüm ağaçlarını, aynı dönemin toplumsal hafızasında yer eden acının, kederin, mücadelenin, sürgünün ve en önemlisi de hayatını feda edenlerin üreterek manevi birikimin toplamını, zamanla kendi tekeline alarak, adeta sosyolojik bir gasp ve tahakküme dönüştüren bir çökme gerçekliğinin izahına ortasına bizi bırakan bu süreci ve acınası gündeme taraf olmadan bakmak gerekir.

Bu halkın var olma mücadelesi ile ortaya çıkan birçok sanatçının hakkına ve emeğine çökülmesine karşı gelişen suskunluğun yankısı, aslında yukarıda sıraladığımız toplumsal argümanlarla teşne olan gerçekliğin aynı kulvarda sanatsal faaliyetlerdeki dışavurumun provası olarak da okuyabiliriz. Deyim yerindeyse herkes, yüreğine taş değil, bu halkın acılarındaki sessiz çığlığın zılgıtındaki duygusal teslimiyeti basmayı tercih ederek, ses çıkarmadı ve ta ki Mem’in havarında yükselen itiraz kendini gösterene kadar.

Bu gerçekliği, Mem Ararat özelinde ortaya çıkan itirazlı hak arama refleksini tarafsız bir hakikat üzerinden yorumlayabilirsek şayet; olayın temelinde; Kom Müzik ve benzeri yapıların, 90’lı yıllardaki halkın mücadele gerçekliğiyle bugüne kadar geldiği çizgi arasında ciddi sapmalar olduğunun işareti de olabilir. Daha doğrusu, Dem’in yarattığı siyasi temsiliyet yetersizliği ne ise, Kom’un yarattığı da aynı düşünce dünyasının sanat versiyonu olarak yorumlamak başka bir pencereyi aralar. Bu temsiliyet meselesi; halkın değerlerinin toplamına denk gelen duruş ve aidiyet havuzundaki hakikat ise hangi eğilimin ağır bastığıyla açıklanabilir ancak. Ve mem'in durumuna düşen birçok mağdur olsa da; ya mem gibi cesaret edip ifade edemediler ya da duygusal manipülasyon duvarını aşamadılar belki.

Dolayısıyla bir halkın var olma mücadelesinde sanat sahasının temsiliyeti ve o alanda yaratılan duyguların dışa vurumu; tam anlamıyla ticarileşerek, yaşananların duygusal manipülasyon kılıfı ve hatta istismarı olarak karşımıza çıkması oldukça can sıkıcı olduğu muhakkatır.

Gelinen noktada Mem için “çok paracı”, “Newroz’a bile ücretsiz çıkmıyor”, "parçalarının hiç birinde mücadele, bedel,intikam,ideolojik çağrışımlar vb. bir şey yok" gibi eleştirilerin yapılması da yukarıdaki tarafsız bağlamdan bihaber yorumlanmamalıdır. Nedense Mem'in şarkılarının tamamı kürdi hissin yoğunluğu ile ortaya çıkan sanatsal ezgilerin, motiflerin ve renklerin toplamına eş değer olduğu halde sanattan sayılmıyor sanırım.( bu yönü ile sanatın icrası için kürtçe ifade noktasındaki ısrarı ve çizgisi ile tüm vekillerden çok daha fazla ana dilinin propagandasını yapmış olmuyormu sözüm onlara? Galiba olmuyor çünkü kom ve benzeri yapılar gibi; ideolojik temelli sanatta ısrarcı olanlara şemsiye tutmuyor da o yüzden olabilir)

Herkes gibi Mem de bu halkın mücadele gerçekliğinin sonucunda ortaya çıkan acılardan, yaşananlardan beslenen şarkılarla bir karşılık bir kitle bulmuş olmalı ki onun da bu halka karşı bir (ai)diyet borcunun hanesine yazılı olduğundan epeyce haberi vardır.

Ki Mem, tüm sanatsal yaşamı boyunca ısrarla ve inatla Kürtçe eser üretiminin mücadelesini vererek bu anlamda öncülük etmeye ve katkı sunmaya gayret ederken, ana dil noktasındaki hassasiyeti ile de fark yaratmayı bilmiştir.

Bu yüzden halka mal olmuş STK, parti, kurum ve kuruluşlar gibi tüm yapıları değerli kılan gerçeklik; o halkın var olma mücadelesinde göstermiş olduğu duruşun toplamıdır. Bu yönüyle yukarıdaki bileşenler, şahsi ego ya da çıkarlarını halkın değerlerinin önüne aldığı anda Mem ve benzeri çıkışların olması olağandır. Ve bu yapılar maalesef değişen ve dönüşen kapital sermayenin yoz çarkı döngüsünde zaman zaman şirazeyi kaydırarak, kitleleri daha fazla karşı karşıya bırakıyor olmaları düşündürücü.