Bir şehrin vicdanı, en çok nerede sınanır bilir misiniz? Sınırda, dağda, karakolda değil. Bir öğretmen evinin mutfağında, bir polis lojmanının kilerinde, bir hakediş defterinin satır aralarında sınanır.

Çünkü kamu malı, o görünmez mürekkeple yazılmış bir vasiyetnamedir. Bir yetimin hakkı, bir işsizin umudu, bir köyün yolu, bir gencin geleceğidir. O mürekkep silinirse, geriye sadece mürekkep lekesi değil; bir milletin vicdanında açılmış, kapanmayan bir yara kalır.

Kuyunun Dibindeki Sessizlik
Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma, işte tam da bu vicdanın sınavıdır. İl Emniyet Müdürlüğü bünyesindeki birimlerin bir kurumun gıda ve çeşitli mal-hizmet alımlarında usulsüzlük yapıldığı iddiası, bir karabasan gibi düştü bu toprakların ortasına. İhale süreçlerine fesat karıştırılması, resmi belgelerde tahrifat, usulsüz düzeltmeler, hak edişlerin şişirilerek kamu kurumundan gerçekte olması gerekenden fazla ödeme alınması... Bunlar sıradan cümleler değil. Bunlar, bir milletin sırtından çalınan ekmek dilimlerinin, bir defterdeki soğuk kaydıdır.

Sekiz gözaltı. Bir serbest. Yedi tutuklama. Ve aralarında bir kamu görevlisinin, bir polis memurunun bulunması. Ağustos ayında 2 milyon TL'yi aşan kamu zararı. Sadece bir ay. Bir takvim yaprağının koparılıp atıldığı o kısa zaman diliminde, 2 milyon TL. Peki ya diğer aylar? Ya diğer yıllar? Ya bu soruşturmanın kapağı açılmadan önceki o sessiz, karanlık, hesapsız günler? Bir kuyunun dibine taş atarsın da sesi gelmez ya... İşte o sessizlik, o yankısızlık, belki de en büyük suçun ta kendisidir. Şimdi soruyoruz. Soruyoruz çünkü sormak, bu topraklarda yaşayan her ferdin en doğal hakkıdır. Soruyoruz çünkü susmak, suça ortak olmaktır.

Sormanın Hakkı, Susmanın Suçu
Bu ihaleler nasıl yapıldı? Doğrudan temin mi, davet usulü mü, yoksa rekabetin sadece kâğıt üzerinde kaldığı o karanlık pazarlıklar mı? İhaleye kaç firma katıldı? Kaçı gerçekten teklif verdi? Kaçı sadece "katılmış görünmek" için oradaydı? O belgelerdeki tahrifat, hangi elin kaleminden çıktı? Hangi vicdan, o rakamları yükseltirken bir kez olsun sızlamadı? Hak edişler nasıl şişirildi? Bir torba un, bir koli yumurta, bir kutu yağ... Bunların gerçek bedeli neydi? Halkın kasasından çıkan para, gerçekte olması gerekenin kaç katıydı? O fazla ödenen her kuruş, hangi köyün yolundan, hangi okulun çatısından, hangi hastanenin ilacından çalındı?

Ve o banka hesapları... Mahkeme kararıyla el konulan o hesaplar. O hesaplara akan paralar. O paraların kaynağı. O kaynağın sahibi. O sahibin bağlantıları. O bağlantıların uzandığı yerler. Bir örümcek ağı gibi. Her ip, diğerine bağlı. Ve o ağın merkezinde, oturan o şişman örümcek... Kim?

Karanlık Pazarlıklar
Peki ya diğerleri? Hakkari'de bir dosya açıldı. Peki ya Yüksekova'daki o taşınmaz satışları? Ya Şemdinli'deki o yüksek bedelli alımlar? Derecik'teki o ihaleler? Merkezdeki o doğrudan teminler? Bir dosya açıldı diye, diğer dosyalar kapanacak mı? Bir soruşturma başladı diye, diğer soruşturmalar unutulacak mı? Birkaç kişi tutuklandı diye, o sistemin kendisi pak mı kalacak?

Bir şehrin kaderi, birkaç kişinin vicdanına teslim edilemeyecek kadar değerlidir. Bir milletin ekmeği, birkaç elin insafına bırakılamayacak kadar kutsaldır. Ve bir yetimin hakkı, birkaç imzanın gölgesinde kaybolamayacak kadar ağırdır.

Soruyoruz. Hesap soruyoruz. Çünkü kamu malı, makam sahiplerinin malı değildir. Bürokratların, siyasetçilerin, yüklenici firmaların malı değildir. O, yolu yapılmayan köyün hakkıdır. O, hastanesi ilaçsız kalan şehrin hakkıdır. O, geleceği çalınan gencin hakkıdır. O, bu topraklarda doğan her çocuğun, doğuştan kazandığı mirastır.