Fark ettiniz mi? Son zamanlarda (özellikle 2026’ya girdiğimizden beri geçen sürede) tavandan tabana herkes bir yön arayışında. Sanki bir gemi kalkacak limandan; gemi, teorik bir benzetme ile Nuh’un gemisini andırır nitelikte.
Yalnız bir fark var: Nuh’un gemisi, günler belkide aylar öncesinden gelecek olan bir tufanın olduğunu; gemiye binenlerin kurtulacağını, binmeyenlerin azgın sularda boğulup helak olacağını haber veriyordu.
Günümüzde ise tam bir muamma, mutlak bir belirsizlik, korkunç bir karanlık hakim. Medeniyetin beşiği Mezopotamya, insanlığın iki defa filizlendiği Ortadoğu, gerçek anlamı ile dünyanın merkezi bir kez daha; yıllardır laboratuvarlarda deneylere tabii tutulan çeşit çeşit kitle imha silahlarının deneme noktası, atış poligonu haline çevrilirken yediden yetmişe herkes olağanüstü yıkıma değil, sabırsızca sonuca endekslenmiş.Merak içinde ve sabırsızca bekliyoruz. Böylesi bir durumda en iyi saha uzmanları bile tahmin ve analizlerinde yanılabiliyor; dolayısıyla yön belirlemekte ve yön bulmakta kararsız kalınıyor.

"Savaşları "mahalli savaşlar" olarak adlandırmak mümkün"
Geçmiş yüzyıllık savaş tarihine baktığımızda; her ne kadar Birinci Dünya, İkinci Dünya Savaşı diye adlandırıldıysa da etkileri itibarıyla bu savaşları, günümüz yaşam koşulları ve dünyanın içinde bulunduğu sosyolojik, ekolojik ve ideolojik anlamda lokal veya daha anlaşılır bir dil ile "mahalli savaşlar" olarak adlandırmak mümkün.
Neolitik dönemden günümüze kadar insanoğlu sistematik bir çekişme ve sataşma içinde yaşamış; bu sataşmalar zaman içinde büyümüş, şekillenmiş ve adına savaş denilmeye başlanmıştır.
Özellikle 1700’lü yıllardan sonra sanayi ve endüstri devrimi ile yüzleşen insanoğlu derin aklı devreye sokmuş; akabinde o güne kadar daha çok toplumsal yaşamı ideal hale getirmek için uğraş veren felsefik akımların yerini gücü kendinde toplamayı başaran emperyalist ve kapitalist denge unsuru ortaya çıkmaya başlamış ve hesabı kitabı günübirlik değil de kısa-orta-uzun vadeli, ağırlıklı olarak sömürü ve işgal politikaları ile şekillendirmeyi ve yön vermeyi başarmış, günümüze kadar taşımıştır.

Yüzyıllık antlaşmalar
Birkaç örnekleme yapmak gerekirse; mesela modern yaşamın merkezlerinden biri olarak seçilmiş bir İskandinav ülkesi enerji politikasını bugünden yarına değil de orta vadede bile elli yıl sonrasının matematiği üzerine yapar. Bu da biz sıradan halka şu şekilde bir ilham kaynağı olur: Emperyalist düzen enerji politikasını bile en erken tarihi elli yıl üzerine yapıyor ise savunma sanayisi, askeri yapılanması ve emperyalist düzenin ana omurgasını oluşturan yayılmacı politikasını ne kadar uzun bir zaman dilimine yaydığını tahmin etmek güç olsa gerek.
Bundan yüz küsur yıl önce; dönemin sosyoekonomik şartları, haritaların şekli ve demografik yapılanma üzerine imzalanan yüz yıllık antlaşmaların en çok bilinenleri hangileri diye sorsam, eminim herkes Sykes-Picot, Lozan, Sevr diye sıralamaya başlar. Her biri Ortadoğu halklarının ekonomik, sosyal, siyasal ve fiziki kaderlerini belirleyen yüz yıllık antlaşmalar... "Hele şu antlaşmaları bi imzalayın, yüz yıl sonrasının konjonktürüne göre güncelleme yaparız," dediler zamanın muktedir tayfası.

Herkes sus-pus
Yüz yıl doldu ve geçti; şimdi Mezopotamya’da bir yüz yıllık dizayn harekatı başladı. Bu defa farklı olan bir durum var: Teknoloji akılalmaz bir şekilde ilerledi. Artık en gizli plan projeler bile çok fazla korunamıyor, bir şekilde tavandan tabana sızıyor ve herkes kendince yorum ve strateji yapma gayreti içine giriyor.
Dikkat ettiniz mi? Son zamanlarda ülkede herkes sus-pus.
Bir şeyler oluyor. Dünya yeni bir çağa giriyor, bu kaçınılmaz; önünde kimse durmaz, duramaz. Bu sebeptendir ki ülkede bugüne kadar gelişen en küçük bir siyasi durumu bile kendi lehine çevirmek için atıp-tutan, esip gürleyen muktedirlerden çıt çıkmıyor. Herkes şuan için silüeti henüz belirginleşememiş yeni düzene odaklanmış durumda. Bir şeyler oluyor, düzen değişiyor, alışkanlıklarımız baştan aşağı tersyüz oluyor.
Elli küsur yıldır çöllerin ortasında cazibe merkezlerine dönüştürülmüş, yapay cennetler haline getirilmiş Arap Emirlikleri'nin miadı doluyor.
İnsanlık bir kere daha fosil kokan yakıcı güneşin kavurduğu Arap çölleri değil de Mezopotamya'ya, Zagroslara, Cudi'ye, Reşko'ya muhtaç duruma geliyor. Babil’in Asma Bahçeleri eski cazibesine kavuşuyor; Sümerler’in insanlığa armağanı olan medeniyet, itibarı iade ediliyor.

"Dayattıkları gerçekle alakasız sahte vaatleri"
Bütün bunlar ne emperyalist-kapitalist düzenin kalesi ABD’nin uzay çağı teknolojisi ürünü silahları ne Siyonist rejimin sözüm ona kibir ile kuşatılmış üst sınıf taslama teorisi ne de insanları din kılıfı altında sıkı bir markaj ile kuşatmış mollaların konforlarını koruma uğruna orta sınıfa dayattıkları gerçekle alakasız sahte vaatleri ile oluyor.
Bunlar vadesi gelmiş ve olması gereken doğal durumlar. Tarih boyunca önemli doğa ve siyasi olaylar neticesinde çağlar değişti: İlkçağ, Yakınçağ, Ortaçağ vs. vs. Şimdi dünyanın gözü önünde bir çağ kapanıp yeni bir çağ açılıyor. Çok farklı bir dönem, çok farklı bir çağ... Yüz yıllık antlaşmalar hükmünü yitirdi; değişen yeni demografik ve sosyolojik durumlar var.
Dolayısıyla haritalar yeniden şekillenecek, yüz yıl öncesinin dinamikleri büyük ölçüde anlamsızlaşacak; Ortadoğu ve özellikle Mezopotamya’da bambaşka bir toplumsal gerçekçilik öne çıkacak.
Bütün bunları göz önünde bulundurarak; yerel siyaset ve günübirlik yaşamımızda saha gerçeklerini reel bir düzeyde okumayı; birbirimizin eksiklerini, kusurlarını en azından bir süreliğine görmezden gelmeyi veya eleştirel bağlamda da olsa biraz ötelemeyi önererek noktalamak istiyorum.

"Bilinçsiz hizmet, varlık göstermeyen STK'lar"
Özellikle yerel siyasetin en büyük kazanımı olan belediyemizin yaptığı art niyetsiz fakat bir o kadar da bilinçsiz hizmet ve hizmete dair amatör sunum, eleştiri ve ispat beyanlarına ara verip eksikleri giderme konusunda destek olmayı; aynı zamanda birçok anlamda eksik kalmış ya da hiçbir varlık gösterememiş STK’ları da dahil ederek daha itekleyici, daha sert ve somut belgelere dayalı eleştiri ve ifşa program ve yazıları için ortamın biraz daha sakinleşmesini, şekillenmesini beklemeyi tavsiye ederek bitirmek istiyorum.