Bir şehrin hafızası, bazen sararmış bir fotoğrafın kenarında, bazen yıllar önce kapanmış bir sınıfın kapısında, bazen de bir tabelada yaşar. O tabelanın önünden her geçişte insan, yalnızca bir binayı değil; gençliğini, arkadaşlarını, ilk hayallerini ve hayatına yön veren günleri hatırlar.
Yıllar değişir, insanlar büyür, duvarlar eskir ve yeniden yapılır. Fakat bazı isimler vardır ki bir yerin kimliğine karışır. Oradan sökülüp atıldığında, geride yalnızca bir boşluk değil, doldurulması mümkün olmayan bir eksiklik bırakır. İşte Yüksekova’da bugün tam olarak böyle bir eksiklikle karşı karşıyayız. Çünkü mesele, yıkılan bir okulun yerine yenisinin yapılması değil; o okulun adıyla birlikte bir ilçenin ortak hafızasından neyin eksiltildiğidir.
Kimlik Kartına Vurulan İmza
Yüksekova Lisesi… Bu ismi telaffuz ettiğinizde, bir ilçenin ilk gençlik heyecanları gözünüzün önüne gelir. Bu isim, bir coğrafyanın eğitimle kurduğu ilk ciddi bağın adıdır. Bir neslin ortak kimlik kartıdır. Peki ne oldu da bu isim, sessiz bir gecede, bir masanın başında, bir imzayla silinip gitti? Farabi Anadolu Lisesi…
Asırlık Çınarların Değişmeyen Adı
Avrupa’ya bakın. Orada tarihî isimler, bir mücevher gibi korunur. Bologna Üniversitesi, 1088’den beri aynı adı taşır. Oxford, Cambridge, Sorbonne… Hiçbiri, “daha modern olsun” diye adını değiştirmemiştir. Çünkü onlar bilir ki bir kurumun adı, onun tarih boyunca biriktirdiği saygınlığın mührüdür. Bir binayı yıkıp yeniden yapabilirsiniz; ama o binanın adını silerseniz, altındaki hafızayı da dinamitlemiş olursunuz. Bunlar ilk kurulduğunda ne isimle anıldıysa, bugün de aynı isimle anılır. Çünkü isim, kurumun sadece geçmişi değil, geleceğidir de. Bir ismi silmek, geleceğe tutulan aynayı kırmaktır.
Hiçbir modern ülkede, tarihî bir okulun adı, “daha modern olsun” diye değiştirilmez. Hiçbir modern ülkede, bir şehrin ilk lisesi, bir masabaşı kararıyla silinmez. Çünkü modernlik, geçmişi yok saymak değildir; geçmişi geleceğe taşımaktır. Bologna, Oxford, Cambridge, Sorbonne, Heidelberg… Bu isimler, yüzyıllardır aynı. Çünkü onlar, modernliğin geçmişi silmek değil, geçmişle birlikte yürümek olduğunu bilir. Bir ismi silen şehir, modernleşmez; sadece hafızasını kaybeder. Ve hafızasını kaybeden bir şehir, ne kadar yeni bina dikerse diksin, içi boş bir kabuktan ibarettir.
Gururun Tabelaya Sığmayan Ağırlığı
Yüksekova Lisesi’nin binası, depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkıldı. O eski duvarlar, o eski koridorlar, o eski bahçe… Hepsi toprağa karıştı. Yerine yeni bir bina yükseldi. Peki bu yeni binaya neden eski isim verilmez? Mezunların emeğiyle, o eski duvarların altında yatan hatıraların anısına, neden “Yüksekova Lisesi” tabelası asılmaz? Bir şantiye sorumlusu, “Kendim de bu liseden mezun olmuş biriyim. Gelecek nesile bir okul inşa etmek bizim için gurur kaynağı” diyor.
Bu gurur, “Farabi” adı altında mı yaşatılacaktır? Yoksa “Yüksekova Lisesi” adı, o gururun asıl adı mıdır? Bir mezun, yıllar sonra çocuğunu okula kaydederken, “Ben bu okulda okudum” dediğinde, hangi ismi söyleyecektir? “Farabi” mi? Yoksa “Yüksekova Lisesi” mi? Doğrusu, “Yüksekova Lisesi” olmalıdır. Yetkililerin bunu görmezden gelmesi, “Biz biliriz, siz karışmayın” demenin bir başka biçimidir.
Ruhtan Yoksun Beton Yığını
Yüksekova Lisesi, adıyla, sanıyla, tarihiyle yaşamalıdır. Çünkü bir ismi yaşatmak, bir şehri yaşatmaktır. Ve bir ismi yaşatmak, geleceğe bırakılacak en büyük mirastır. Bir şehri ayakta tutan şey, binalarının yüksekliği değil; o binaların içinden geçen hatıraların derinliğidir. Yüksekova Lisesi, o derinliğin adıdır. O adı silmek, o derinliği kurutmaktır. Ve kurumuş bir şehir, ne kadar yüksek binalar dikerse diksin, içi boş bir kabuktan ibarettir.