Bir arı kovanı düşünün. Peteklerinde bal değil, ölüm taşıyan bir kovan. Canlı arıların vızıltısı, 91,1 kilogram zehirin üzerini örten bir sessizlik perdesi. Ekim 2026'da Yüksekova'da durdurulan bir tırda, peteklerin arasına gizlenmiş 85,9 kilogram skunk ve 5,2 kilogram toz esrar bulundu. Üç şüpheli gözaltına alındı. Bir ay süren takip, bir tır, bir kovan ve doksan bir kilogram ölüm.

Sınırın Gölgesinde Bir İsim: SkyECC'in Şifresi
Bir zaman önce İstanbul merkezli, 13 ilde eş zamanlı yürütülen bir operasyon, Yüksekova'nın adını uluslararası bir uyuşturucu ağının içine yazdı. SkyECC adlı kriptolu haberleşme platformu üzerinden iletişim kuran bir suç örgütü… Almanya, Hollanda, İran, Kuzey Makedonya ve Türkiye'de tonlarca uyuşturucuyla bağlantılı bir ağ.

Düşünün. Bu karanlık ağ, sınır kapılarımızı uyuşturucu ticaretleri için bir otoyol gibi kullanıyor. Ve bu ağın içinde iş insanları var. Otel, lojistik, kuyumculuk… Hayırseverlik kisvesi altında, kanla yoğrulmuş bir servet. 7 milyar 657 milyon TL değerinde varlık. 163 banka hesabı. 556 taşınmaz. 155 araç. 71 şirket hissesi.

Bir Gencin Gözyaşı, Bir Baronun Milyarları
Bir yanda bir gencin bir akşam yemeği için döktüğü gözyaşı, diğer yanda bir "baron"un bir gecede kazandığı milyarlar. İşte Yüksekova'nın iki yüzü. Biri yoksulluğun, diğeri servetin. İkisi de aynı topraklarda.

İşte bu tablo, bir şehrin çürüyüşünün fotoğrafıdır. Ve bu fotoğrafta herkes var: sınır sevkiyatçısı, baron, doktor, iş insanı, kurye, katır… Ama en acısı, bu fotoğrafın merkezinde hep aynı yüz var: gençlik.

Dışarıda Hayat, Peteklerin Arasında Zehir
Bir arı kovanı düşünün. Peteklerinde bal değil, ölüm taşıyan bir kovan. Canlı arıların vızıltısı, 91,1 kilogram zehirin üzerini örten bir sessizlik perdesi. Yüksekova, o kovan gibi. Dışarıdan bakıldığında hayat var. Arılar uçuyor, insanlar yaşıyor, sokaklar hareketli. Ama içeride, peteklerin arasında, ölüm taşınıyor. Ve o ölümü taşıyanlar, sadece suçlular değil. O ölümü mümkün kılanlar, o boşluğu yaratanlar, o umutsuzluğu besleyenler.

Gülümseyen Yüz Ve Kefalet Senedi
İki el düşünün. Biri Ankara'nın buz tutmuş saraylarından uzanır; avucu kapalı, parmakları soğuk, gölgesi Yüksekova'nın üzerine bir kış bulutu gibi çöker. Bu el, yıllardır aynı nakaratı mırıldanır: "Oy vermedin, o halde hizmet de yok." Bu elin gözünde Yüksekova, bir haritanın silik köşesi, bir sandık hesabı, bir "kayıp ilçe"dir. Bu el, yatırımı bir lütuf, refahı bir ödül sanır. Vermez, çünkü vermeyi hiç öğrenmemiştir.

Diğer el ise şehrin meydanında boy gösterir; daha sıcak, daha yumuşak, daha aldatıcı. Bu el, her seçim vaktinde halkın kapısını çalar, "Biz sizin sesiniziz" diye gülümser, sonra koltuğa kurulduğu gün Yüksekova'yı bir kefalet senedi gibi cebine atar: "Nasıl olsa bize oy verecek." Bu el de yatırım yapmaz; çünkü ona göre yatırım, oy zaten garanti olduktan sonra gereksiz bir masraftır. İşte bu iki el, yıllardır aynı boşluğun üzerinde kenetlenmiş bir kilit gibi durur: biri "vermeyeceğim" der, diğeri "vermeye gerek yok" der; ikisi de aynı sofraya oturur, ama sofrada Yüksekova'ya bir tabak bile konmaz.

Bu iki elin arasında, fabrikasız, işsiz, diplomalı ama kapısı kilitli bir şehir kalır. Ve o şehrin gençleri, kendilerine uzatılan tek eli—uyuşturucu tacirinin elini—tutarlar. Bir kovanın peteğine gizlenen zehir, bir tırın kasnağında saklanan ölüm, bir katırın sırtında taşınan karanlık… Hepsi aynı boşluğun çocuklarıdır. Çünkü bir şehre yatırım yapmayan iki el, aslında o şehre kendi elleriyle bir otoyol açar: uyuşturucunun otoyolunu. Ve o otoyolun taşıyıcıları, o ellere "hayır" diyemeyen gençlerdir; çünkü onlara başka bir yol hiç gösterilmemiştir.

BM'nin 2026 Raporu: Kök Nedenler
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi'nin 2026 Dünya Uyuşturucu Raporu, tam da bu noktaya işaret ediyor: "Yatırımı önlemeye yapmalı ve uyuşturucu ticaretinin tüm yasadışı tedarik zinciri boyunca kök nedenlerini ele almalıyız". Kök nedenler. Yani işsizlik. Yani yoksulluk. Yani umutsuzluk. Yani bir gencin "başka çarem yok" dediği o an.

Yüksekova'nın kurtuluşu, sadece operasyonlardan geçmez. Operasyon, zehri yakalar. Ama zehri doğuran toprağı iyileştirmek gerekir. O toprağa iş vermek, umut vermek, gelecek vermek gerekir. Çünkü bir genç, uyuşturucuya ancak çaresiz kaldığında uzanır. Ve o çaresizliği yaratanlar, sadece uyuşturucu satıcıları değildir.