Hayat, çoğunluğun aynı menzile koştuğu, aynı ritimle nefes aldığı ve benzer cümlelerle kurulmuş bir kalabalıklar sahnesidir. Oysa varoluşun en derin hakikati, insanın o gürültülü kalabalığın ortasında dahi kendi hususi sesini arama cesaretidir. Kimse; doğduğu coğrafyanın, içine doğduğu ailenin veya vasatın empoze ettiği ortalamanın aynadaki bir yansıması olmak zorunda değildir. Bazılarımız farklıdır, bu farklılığı bir tercih olarak kucaklar ya da hayatın ona sunduğu tenhalıkta huzuru bulur.
**
Tomris Uyar’ın Aramızdaki Şey’de sarsıcı bir netlikle fısıldadığı gibi:
"Beni kendime ördüğüm kozamın dışına çıkarmaya çalışıyordun, farkındaydım. Senin çabanın işe yaradığı kuşkusuz da benimkinden o kadar emin değilim. Belki bazı kişiler, kozadan çıkmak istemiyorlardır; o, ölüm kozası bile olsa."
**
Ve hemen ardından gelen o vicdani sorgulama, yazgının mahrem sınırlarını çizer: "Kimin hakkı vardı kişiyi kozasından çıkartmaya?"
**
Modern dünyanın en büyük yanılgısı, herkesi aynı potada eritme, her ruhu aynı hizaya getirme tutkusudur. Sosyal mecraların sürekli "görünür" olmaya zorlayan dayatmalarının ortasında içe dönmek, hürriyete açılan sessiz bir isyandır. Oğuz Atay, Tutunamayanlar’da bu trajik uyumsuzluğu içindeki boşlukla hesaplaşan ruhların yalnızlığı olarak özetlerken, insanın kendi iç kabuğuna çekilişini meşrulaştırır. Çünkü koza, dış dünyanın keskin rüzgârlarından korunan bir sığınaktır; kimi zaman da ruhun kendi elleriyle ördüğü korunaklı bir mabettir. Ancak o mabedin kapısını dışarıdan zorla aralamaya kalkmak, bir kurtarma çabasından ziyade, kişinin sığındığı son kaleyi yıkmaktır. Edip Cansever’in "Gökyüzünü kendinden başka kimse onaramaz" dizesinde andığı gibi, insan kendi yarasını da kendi sığınağını da yalnız kendi seçer. Türkülerde yankılanan o kimsesiz bozlak nağmeleri de boşuna değildir; her ezgi, insanın kendi içindeki o mahrem sese yabancılaşmama direncidir.
Çünkü bazen hayatta kalınabilecek en güvenli yer, bizzat kendimize ördüğümüz o sessiz kuyudur. Şairin de dediği gibi, bırakın herkes kendi derinliğinde boğulsun ya da nefes alsın; dışarıdaki sahte şifaların gürültüsündense, kendi sığınağının içten acısıyla kalabilmek insana verilmiş en asil hürriyettir.
**
Var olun; kozasının dokusuna ihanet etmeyen, kendi tenhasında bir kelebek kadar özgür ve kendi göğünü kuracak kadar umut dolu o saklı ruhunuzla...