Eğitim, bir ülkenin bekasıdır; siyaset üstü bir argümandır. Eğitim kurumlarında asla ve asla ideolojiye yahut teolojiye yer yoktur, olmamalıdır.
“Sorsan Şemdinli’nin sorunu nedir?” diye, “Değil Şemdinli’nin, Türkiye’nin, hatta bu durumda olan tüm halkların sorunu; değer üretmiyoruz.
Üretemediğimiz gibi mevcut değerleri de yıkıp yakıp tuzla buz ediyoruz.” derim.
Ne yalan söyleyeyim, hiçbir kulvarda ya da alanda Türkiye iyi gitmiyor. Dahası, iyice hastalandı. Yani yatağa mahkûm kalmak ile ayağa kalkmak arasında gidip geliyor. Aslında ayağa kalkması için çok sayıda neden ve dayanak varken, aynı oranda ısrarla yatağa mahkûm kalmasında ısrarcı olan yandaş ve temsilciler yığınındaki işgüzarlık, görünenden çok daha fazlası.
Tıpkı Millî Eğitim Bakanı Yusuf Ziya Tekin’in bugün Şemdinli’ye yaptığı ziyarette ortaya çıkan manzarada görüldüğü gibi… Yedirilen ve yutturulan uyduruk şirinlemeler zinciriyle; ortada bu kadar aleni sorun, eksik ve ihmal varken, adeta her şey güllük gülistanlıkmış, tıkırında işleyen bir eğitim ortamı varmış gibi bir tablo sunuldu, sıvazlandı ve bakan, “ayağının tozuyla ateş almaya gelmiş” misali Ankara’ya geri gönderildi.
Ziyaretin noktası da çok ilginç: Henüz çiçeği burnunda, taptaze Cumhuriyet İlkokulu.
Çünkü yeni ve kusursuz görünen bu okul üzerinden halının altına süpürülen fiziksel ve zihinsel sorunlar var. Öyle ki okul daha bir yılını doldurmadığı gibi, ihmal nedeniyle inşaatın merdiven boşluğuna düşerek hayatını kaybeden emekçi bekçi amcamızın alın teriyle karışık kurumayan kanının durduğu nokta değilmiş gibi…
Dolayısıyla her yer cıncık gibi; taze boya kokusu ve şatafatlı gergi tavanlarla donatılmış amir-müdür odaları… Sanırsın her yıl derece yapan bir kolej.
Neden orta düzeyde, mütevazı bir köy okulu ya da ilköğretim okulu tercih edilmedi?
Çünkü oranın ortamı, havası ve gerçeği yansıtıyor da ondan.
E tabii, bakanın keyfi yerinde! “Yahu neler yapmışız Şemdinli’ye, daha ne istiyorsunuz?” nüktesindeki iç sesinin eşliğinde devam ederken, ayaküstü laf kalabalığı arasında bir anda okulun spor salonunun olmadığı dikkatinden kaçmış olacak ki “Nerede?” diye soruyor.
Ama cevap yok.
Çünkü kümelenen kalabalıkta vizyon ve öngörü arasanız da bulasınız!
Bu daha ne ki?
Diğer yandan, bir yıldır koca ilçenin kapalı spor salonu ortada yok. Adı üstünde, sürekli kapalı. “Ha yıkılacak ha ihale edilecek” diye bekleniyor. Çünkü bu süreci, bu eksikliği bakana iletecek, söyleme basiretini gösterecek bir akıl ve irade ortada yok.
Bakanı oracıkta ayakta uyuttular.
Vali de kaymakam da uyutuluyor, kandırılıyor.
Aslında bu uyutma zinciri çekirdekte başlıyor ve bir yerde başa sarıp sarıp tekrarlanıyor:
Veli öğrenciyi kandırıyor, öğrenci öğretmeni, öğretmen idareyi, idare mülki amiri, mülki amir de bu tabloya göre rapor veriyor. Bakanlık bu raporu doğruluyor. Derken bu rapor, halka yapılan işin tapusu olarak önlerine konuluyor ve hop, tekrar başa sarılıyor.
Yani döngünün tamamı kendi içinde aklanmış oluveriyor.
Ne ironi, değil mi?
Öyle bir trajedi ki ağlayanımız yok ama ağlatanımız, ne hikmetse, çok.
Çünkü eksikleri, ihtiyaçları ve ihmalleri söyleyebilecek yetkinlik ve cesaret yok.
Eğitim, eğlenerek öğrenilen bir faaliyet. Ancak okullarda buna alan bırakılmamış. Kapalı spor salonu son bir yıldır faaliyet gösteremiyor, kurslar yapılamıyor.
Öyle ki bu okullara ve spor salonlarına iki yılda bir “tadilat” adı altında ayrılan bütçelerin hesabını tutanların aynı kişiler olması, hasta Türkiye’nin yatağa mahkûm kalmasına neden oluyor.
Madem öyle, bakana iletilmeyen ve bakandan saklanan gerçekleri soru şeklinde muhataplara yöneltmek farz olmuşken, “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla.” diyerek sözcüleri olayım.
1-Eğitimin toplumsal bir soruna dönüşmesindeki temel zihniyet ve bakış açısına yönelik olarak; tarafsız ve adil bir vizyon için idarecileri ve amirleri neye göre, kime göre belirliyorsunuz ey komisyon üyeleri?
2-Millî eğitimin içine sızan düşünce, kurum ve kuruluşların; ideolojik ve teolojik yapıların, Eğitim-Sen, Eğitim-Bir-Sen ve diğer STK’ların aracılığıyla eğitim yuvalarının adeta parti veya görüş teşkilatlarına dönüşmesine müsaade ederek hangi vicdanla seyirci kalıyorsunuz?
3-Şemdinli’de bulunan iki meslek lisesinin vasfı, yetkinliği ve dokunduğu öğrenci sayısının istihdama etkisi ve katma değere dönüşümü nedir? Ne üretiyorlar, neye ve nerede hizmet ediyorlar?
4-İhalesi yapılmadan, yıkım kararı alınmadan boşaltılan okulların —Haruna köyündeki ilköğretim okulu gibi— başka okullarla birleştirilerek —Çatalca İlköğretim Okulu gibi— iyi kötü devam eden düzenlerinin boşa çıkarılması; kapasitesi 20 kişi olan sınıflara 40 öğrenci sıkıştırılması nedir?
Bunun yanında, birçok yerde karma eğitimin kaçınılmaz bir duruma geldiğini neden söylemediniz?
5-Öğretmen açığını ne ile ve hangi liyakat ölçütüne göre kapatacağımızı neden haykırmadınız?
6-Taşımalı eğitim sisteminde öğrenci beslenmesi —tek öğün— en kritik durumlardan biri olmasına rağmen, bu gerçeğin ihale usulü üzerinden üç-beş rantçının iki dudağı arasından çıkacak rakama endekslendiği bu utanç tablosunu kim yarattı?
Ve bu tabloyu her yıl satın alan kişilerin neden aynı kişiler olduğunu benim mi söylemem gerekirdi?
7- Ayrıca sözleşmedeki yemek listesi ile masaya gelen yemeğin adeta “duvina zırepüngê” olmasını ne ile izah ediyorsunuz? Onu da siz söyleseydiniz hiç olmazsa.
8-
Aynı şekilde taşımalı eğitim sisteminde çalışan servis araçlarının yaşı ve diğer özelliklerinin standartlara uyumu ile hangi can güvenliği şartlarına göre ihale edildiğini ne ile, nasıl açıklayacağınızı vicdanınız dile getirecekti aslında.
Ama nerede?
Aslında yukarıdaki sorunların çıkış kaynağı bellidir: O da ailedir.
Eğitim ailede başlasa da bu kafa, bu vizyonsuzluk aile denen değeri de bırakmadı maalesef.
Ah, yine yukarıdaki zincirin aklama halkaları gelmez mi aklıma?
Ben de neye yanıyorum yahu, kime ne?
Tekrar dönelim Millî Eğitim Bakanı’na.
Şimdi uçakta Ankara’ya doğru ilerlerken şöyle düşünüyordur:
“Yahu, hiç öyle de düşündüğüm gibi değilmiş. Hakkâri neymiş öyle, hele Şemdinli… Maşallah, herkes seferber, herkes fedakâr, herkes güler yüzlü, işinde ve liyakatinde. Aman Allah’ım!”
diye düşünürken, diğer taraftan İstanbul’da bir okulda bir kız öğrenci bıçaklı saldırı sonucu maalesef hayatını kaybediyor.
Sonuç olarak, yukarıda saydığım ve dahası, aklıma gelmeyen diğer sorunlar çözülmeden, konuşulmadan, karara bağlanmadan ve uygulamaya konulmadan o hasta yatağının yanına hasta bezi koyacak yer bulamayız.
Şimdiden söylüyorum.