Yüksekova’nın siyasi tarihi, ne yazık ki uzun yıllar boyunca demokrasinin tam anlamıyla işlemediği bir tabloya sahne oldu. Sandığın halk iradesini yansıttığı değil, çoğu zaman gücün ve dayatmanın belirleyici olduğu seçimler yaşandı. Muhtarlıktan belediye başkanlığına, milletvekilliğinden yerel meclislere kadar uzanan bu süreçte, Yüksekova halkının özgür tercihi çoğu zaman görünmez duvarlara çarptı.

Bu duvarlar; kapalı kapılar ardında konuşan aşiret büyükleri, “adayımız budur” diyen siyasi yapılar, sandık başlarında fısıltıyla yönlendirme yapan karanlık eller ve pazarlık konusu haline getirilen oylarla örüldü. Halkın iradesi, bir tercih olmaktan çıkarılıp çoğu zaman bir angaryaya dönüştürüldü.

Yönlendirilmiş İradeden Ritüele Dönüşen Seçimler

Geçmiş seçimlerde sandıklar, özgür iradenin tecelli ettiği yerler olmaktan ziyade, grupların ve ailelerin kayıt defteri gibi işledi. Seçim sabahları “halk ne istiyor?” sorusundan önce, “hangi aşiret hangi partiyle anlaştı?” sorusu soruldu.

Toplantılar köy odalarında, evlerin selamlıklarında yapıldı; talimatlar verildi, delegeler ve seçmenler yönlendirilmiş bir iradeyle sandığa götürüldü. Demokrasi, sadece görüntüde var olan, özünde ise yok sayılan bir ritüel haline geldi. Bu durum artık sadece muhaliflerin eleştirisi değil, ilçenin yüzleşmekten kaçındığı açık bir gerçekti.

Bir Kırılma Anı: Esnaf Odası Seçimi

Ta ki Yüksekova Esnaf ve Sanatkârlar Odası seçimine kadar…

İşte o gün, Yüksekova’nın siyasi ikliminde tertemiz bir rüzgâr esti. Bu seçim, adeta bir milat oldu. Ne karanlık eller vardı ne de kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklar. Parti dayatmaları, aşiret anlaşmaları, ev toplantıları bu kez sahneye çıkamadı.

Delegeler, herhangi bir baskı ya da yönlendirmeye maruz kalmadan, tamamen kendi iradeleriyle sandığa gitti. Sandık görevlileri, tarafgirlikten uzak, yalnızca demokrasinin hizmetkârı olarak görev yaptı. Kimse kimseyi işaret etmedi, kimse fısıldamadı.

Bir Kişinin Değil, Bir İlçenin Zaferi

Sonuçta, şeffaf ve gerçekten demokratik bir ortamda İrfan Sarı, Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanlığına seçildi. Ancak bu sonuç, bir kişinin zaferinden çok daha fazlasını ifade ediyordu.

Bu, Yüksekova esnafının ve dolayısıyla tüm ilçenin onurunun, iradesinin ve özgüveninin zaferiydi. Bu seçim, Yüksekova’nın aslında demokrasi kültürüne yabancı olmadığını; manipülasyonlardan arındırıldığında, kendisine yakışan yöneticiyi seçebilecek olgunluğa sahip olduğunu net bir şekilde gösterdi.

Demokrasi Meşalesi Yayılıyor

Bu umut verici tablo tek bir seçimle sınırlı kalmadı. Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası seçimleri de aynı demokratik olgunluğun bir başka güçlü kanıtı oldu.

Kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar yine yoktu. Dışarıdan dayatmalar yine sahne alamadı. Yoğun katılımla sandığa giden üyeler, özgür iradelerini ortaya koydu. Mevcut Başkan Selami Durna, 498 oyun 336’sını alarak şoför esnafının açık ve net desteğini kazandı.

Bu rakamlar, sadece bir oy çokluğunu değil; Yüksekova’da sivil toplumun vesayet sistemlerini reddederek kendi kaderini belirleme kararlılığını simgeliyor.

Bir Odayla Sınırlı Kalmamalı

Ortaya çıkan bu tablo, sadece bir esnaf odası seçimi olarak görülmemeli. Bu seçimler, Yüksekova için yeni bir başlangıcın kıvılcımıdır. Bundan sonra yapılacak tüm seçimler için bir yol haritası, bir mihenk taşıdır.

Muhtarlık seçimleri, belediye seçimleri, genel ve yerel seçimler… Artık her sandık bu anlayışla kurulmalı. Seçmen, “kimin adamı” olarak değil, kendi iradesinin sahibi olarak sandığa gitmeli. Adaylar, pazarlıklarla değil projeleriyle yarışmalı.

Demokrasi Çınarını Büyütmek Bizim Elimizde

Yüksekova’nın demokrasi çınarı, Esnaf ve Sanatkârlar Odası’nda filizlendi. Şimdi görev, bu filizi büyütmek ve tüm ilçeyi gölgesinde toplayacak güçlü bir ağaca dönüştürmek.

Geçmişin hatalarından ders alarak, bu olumlu örneği rehber edinmek hepimizin sorumluluğu. Bu ışık sönmemeli. Aksine, her yeni seçimde daha da güçlenerek Yüksekova’nın demokrasiyle aydınlanan geleceğini aydınlatmalı.